KADERİMİZSE SİLERİZ!

Merhaba çok sevgili www.bedenolumlamahareketi.com okurları! Bugün bedenimizi olumlamak üzerine değil, “yaşamak” üzerine konuşmak istiyorum müsaadenizle. Aslında ta İsa’dan öncesinden başlayıp, …

Beden ve Cinsellik

İnsanlar fiziksel görünüşleri ile başkaları üzerinde mutlaka bir etki bırakırlar. Bunun en temel sebeplerinden biri bireyleri ilk olarak fiziksel görünüşleri …

Yazmazsam Ölecektim

“Saat onikidir söndü lambalar. Uyu da turnalar girsin rüyana. Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.”*  Yazmasam ölecektim. Ölmemek icin yaziyorum. 4 ay oldu gecen Cuma. Biyolojik babaannem, öz annem, yaklasik 25 yillik ömrümün yoldasi, ebeveynim, ev arkadasim, en iyi dostum, ailem, yeryüzünde aidiyet duydugum tek insanin bedeni yanimdan gideli. Sözde basit bir ameliyatin ardindan dayanmadi kalbi. Daglar gibiydi. Kollari, onu yikarken bile cok güclüydü. Aslinda pek uzun boylu olmasa da dimdik ve kocamandi. Dünyanin en neseli, hareketli, güzel, zeki ve becerikli insaniydi. Öldügünü, yikarken kollari iki yana dogru düsünce idrak etti beynim. Ucagin bagaj kısmında bizle Izmir’e ucarken ne kadar üsüdügünü ve sogugu hic sevmedigini düsünerek agladim. Cocukken ben okullar acildigi icin Almanya’ya dönmek zorunda kaldigimda onun biraz daha Türkiye’de kalmasina icerler, ucaga binmeden aglamaya baslar ve yol boyunca aglardim. Bogazim günler öncesinden dügümlenirdi. O gelene kadar dogru düzgün yemek yemez, halalarima huysuzluk ederdim. Günler cabuk gecsin diye tek tek sayardim. Dünyanin en kötü üvey annesi ve en büyük hayal kirikligi olan babasindan kurtarmisti beni. Simdilerde biyolojik annemle asgari arkadaslik iliskisinde uzlasmamiza ragmen,degismez gercek su ki, terk edilmis bir bebegi sahiplenmisti babannem. Benim icin bir azizeydi.  Bir insan ne kadar cok sevebilirse bir insani iste o kadar cok sevmisti beni.  Hic tereddüt etmeden dedemle dördüncü cocuklari gibi kosulsuz, beklentisiz ve karsiliksiz sevmislerdi beni. Mutluydum. Dünyanin en mutlu insaniydim 4 ay öncesine kadar. Dedemin aniden aramizdan ayrilisi cok agir gelmisti ama babannem icin yasamistim, tutunmustum, toparlanmistim. Simdi bu yaziyi yazarken birlikte yasadigimiz evde kedimle tek basima, her gece yeni güne uyanmak icin kendimi motive ederek uyuyorum göz yaslari icinde.   Haftalar öncesinde hissetmis ve aglamya baslamistim gidecegini bildigim icin. Biliyordum. Anliyordum ve agzim yara dökmüstü. Bogazim haftalar öncesinden baslamisti dügümlenmeye. 4 ay önceki Cuma eve gelip yataga girdigimde ben bu acidan ölmezsem hic ölmem dedim kendi kendime. Bütün bedeni kavrayan ve okyanusta bogarcasina derinliklere ceken koskocaman bir aci ele gecirdi beni. Agladim. Agliyorum. Her gün kahkahalar icinde sohbet ettigimiz, birbirimizden baska kimseye ihtiyac duymadigimiz, güclü bir yasamimiz vardi. Onu bunu cok özlüyorum. Bir cocugun biyolojik ebeveynleri tarafindan itilmesi toplum tarafindan trajedi olarak görülür. Toplum cocuga acimak ister. Ona acirken kendi dertlerini unutur. Hosuna gider vahvahlanmak. Konusacak bir trajedi vardir. O cocugu her gördüklerinde veya her özel günde bu konu gündeme gelir. Anne babasi tarafindan terk edilen cocuk toplum icin hayata yenik baslar. Merhamet duygusu uyandirir. Oysa kimse kafasindaki aile kalibini sorgulamaz. Kimse o cocugun bambaska insanlarla bambaska bir yasam kurup romani mutlu sonla bitirecegine ihtimal vermez. Eksiklere vahvahlanmak yerine eksik degil farkli diyemez. Cünkü hayatta en cok biyolojik ebeveynlerin cocuklarini sevebilecegi sanilir. Bu yalnizca cok büyük bir yanilgi degil, ayni zamanda cok büyük bir haksizliktir da.   Evet dogru, su an babannemin vefat etmis olmasi benim nefesimi hala kesiyor. Evet, hala cok sik ölmeyi düsünüyor, kedim icin sabahlari uyaniyor ve babannemin beni güclü görmek istedigini düsünerek yeniden hayata tutunuyorum. Bu kayip bana gercek dostlarimin ayiklandigi, hayatimdaki insanin acima sifa olma konusunda sinifta kaldigi, bir bakima tek basima oldugum ve biyolojik ebeveynlerim kendi kurduklari yeni ailelerde mutluyken su an bir yandan yazi yazip diger yandan burnumu silerek kendime acidigim gercegini degistirmiyor. Ama 25 yasinda cok sevdigi ve ebeveynlik iliskisi kurdugu annesini kaybeden diger insanlardan bir farkim yok. Evet, kabul ediyorum iliskimiz babaannemle biraz da beni dünyaya getrimedigiicin bu kadar özeldi. Cünkü mecbur olmadigi halde tercih etmisti annem olmayi. Sevmisti. Iste bu kelime daha da cok aglatiyor, sevgili okur.Su an bedenimi olumlayamiyorum. Cünkü bedenim umrumda bile degil. Basit kücük bir solucan gibiyim. Ya da tirtil. O da bazen icimde biraz olsun umut yeserdiginde. Ama beden nedir ki zaten?  Toplum “hayali“ aileleri sevmez. Ne olursa olsun o senin annen , baban, hatta kocan der. Mesela bazi insanlarin dünyaya getirdigi her cocugu sevmedigine  inanmak istemez. Ya da bazen bir hayvana en cok bagli hissedebilecegimizi anlamaz. Hiyerarsi kurar. Bunun disinda olana acimak ister. Oysa onlarin hayali aile dedigi, bazilarimiz icin evlat kabul edildigimiz biyolojik olmayan ebeveynler, cok saglam dostluklar, cis-hetero olmayan ebeveynler, sahiplenip evlat kabul ettigimiz hayvanlardir. Simdilik nefes alirken bile gögüs kafesim aciyor. Simdilik zorlaniyorum ve tutunmaya calisiyorum. Mücadele ediyorum bu yeni hayatin yeni yükümlülükleriyle. Her sey parca parca. Ama simdi zor geliyor. Kendimi teselli edemiyorum simdi. Belki her sey eskisinden de güzel olur. Belki bu yaziyi tekrar okudugumda hayatimdan iyi ve güzel bir is cikarmis olurum. Hedeflerim gerceklesmis olur belki. Insallah öyle olur.   Post scriptum: yazarken agladigim ve ellerim titredigi icin hatalar olabilir. Türkce karakterleri ekleyecek tahammülüm de yoktu, affet sevgili okur.  Hayrunnisa Akar  *Sezai Karakoc, Mona Roza

AYTA’NIN APOLETLERİ

Düştük müydü annemizin rahmine, sonrası bizden bağımsız. Bize annemizi ve babamızı seçme şansı tanımayan yazgı, bizi başka şeylerle de sınadı. …

Bedenin Ritmi ‘Beden Perküsyonu’

Bedeni algılamaya yönelik normlar, beklentiler her kültürde ve kültürlerin kendi içinde farklılaşabilmektedir. Ancak başka bir açıdan bu her kültürde evrensel …

Aşktan Ne Anlıyoruz?

Herkese selamlar! Nasılsınız? Ben bu yazıyı yazarken günlerden 14 Şubat yani Sevgililer Günü. Kimi çiftler bu günü kırmızı kalpler, mumlar, …

YOK DEĞİL, ÇOK OLACAĞIZ

Kadın… Bu konuda o kadar çok tevatür var ki aklınız durur. Bir kadın olarak benim bile hayretle inanamadığım bir çok …

Feminizmden Korkuyor muyuz?

Selamlar sevgili dostlarım. Bugün, sürekli üzerine düşündüğüm ve pek çoğumuzun da kafasını kurcaladığını bildiğim belli başlı konuları tartışmaya açmak istiyorum. …

YOU MEAN A WOMAN CAN OPEN IT?

Öğretme işi biraz karışıktır. Hele bizim toplumumuz gibi profesyonellik konusunda kafası allak bullak toplumlarda işler sarpa sarabilir, ki sardı. Kısa …

To The Bone ( Kemiklerine Kadar )

Aneroksiya nervoza, çok düşük beden ağırlığına neden olacak biçimde yiyecek tüketiminin sınırlandırılması ve sonuç olarak bireyin vücut kitle endeksine göre …

İstismar Sineması ve Kadın

Yakın zamanda “tecavüz” konulu yazımdan sonra sinemada bu mevzunun oldukça fazla beyazperdeye taşınmış olduğunu düşünmeden edemedim. Bizim dahi Türk filmlerinde …

Toz Bezi ya da Hızlı Giy, Genç Ölsünler

Geçenlerde çarşıda dolaşırken yanımdan henüz tanımadığım bir markanın paketleriyle bir sürü kadının geçmesinin akabinde “&OTHER STORIES” isimli mağazaya girdim. İskandinav …

Kadınlar Ne İstiyor: Özgürlük!

Herkese merhaba sevgili dostlarım. Beden Olumlama’daki ikinci yazımın girizgahını “kız kardeşlerim” diyerek yapmak isterdim fakat biliyorum ki içimizde erkekler de …

The Man!

Tanımayanımız yoktur sanırım Brando’yu. 1950 Sineması‘nın ikonu Marlon Brando 1924 yılında dünyaya gelmiştir. Bazı sinemacılara göre bir efsane iken, bazılarına …