O ‘ideal’ beden öldü yaşasın beden olumlama!

02.09.2017 tarihinde, Begüm Soydemir’in gerçekleştirdiği röportaj Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır. 

Şişmanlar, zayıflar, lekeliler, vitiligolular, akneliler, selülitliler, engelliler, translar… Özetle bedensel özellikleri, yönelimleri veya tercihleri üzerinden tanımlananlar… Hepimize sürekli dayatılan ‘ideal’ algısına karşı çıkmanın vakti gelmedi mi? Dünya bunu tartışıyor, ‘body positivity’ kavramının peşinden koşuyor. Türkiye’de ‘beden olumlama’ hareketini yaygınlaştırmaya çalışan dört kadınla meselenin özüne indik.

◊ Nedir beden olumlama?
Berrak Tuna: Marjinalize edilmiş yani medyada temsil edilmeyen, edilse bile önyargıyla yaklaşılan bedenlerin, kendilerini toplumun algılarını umursamadan tanımlaması.
Aybala Arslantürk: Toplumun her ‘öteki’ saydığı insanın yeri var. ‘Beden nötr’ olma durumu da, şarap lekeliler de, kendini başka cinsiyete ait hissedenler de…
Sinem Dönmez: Bu kavram, bedeninle ilgili tüm dışarıdan müdahaleleri reddetme özgürlüğü veriyor. Bedenimizi algılama biçimimiz, toplumsal bakışla şekilleniyor. Kıllarım mı çıkmış, göbeğim mi var, kemiklerim mi sayılıyor, saçlarıma ak mı düşmüş; hepsini sayabiliriz.

◊ Sizin tanışmanız nasıl oldu?

Berrak T.: Ben yedi senedir yabancı yayınlarda okuyorum. Ama içselleştirmem yeni. Hep kilolu bir çocuktum. İlkokuldan lise sona kadar ailemin de dağıldığı bir dönem yaşadım. ‘Bir kilo versem her şey düzelecek’ diye düşünüyordum. İlk rejimimi yaptığımda, ilk spor salonuna yazıldığımda 9-10 yaşlarındaydım. Ama hep verip geri aldım ve lise sonda 90-95’i gördüm. Meğer kilo veremeyişimin, tüylenmemin nedeni polikistik over sendromuymuş ve hiçbir doktor bu ihtimali düşünmedi. O kiloya ulaştıktan sonra anoreksiyaya yakalandım, iki ayda 30 kilo verdim. Verdim de bir sene boyunca ne regl oldum, ne kafamda saç kaldı. Sonra kiloları geri almamak için diyete devam ettim. İki sene önce depresyona girip 10 kilo daha verdim. Herkes iltifat yağdırıyordu ama ben canımla cebelleşiyordum. Depresyondan çıkıp kilo almaya başlayınca gene çevremde kimse kalmadı. Sonunda isyan ettim. Instagram’a “Ben böyleyim, böyle iyiyim. Beni dış görünüşümle yargılamayın. Şu an sağlığım çok yerinde. Beni görür görmez kilo aldın, verdin demeyi bırakın” yazdım. Sonra da her şeyi tekrar okuyup içselleştirmeye karar verdim.
Aybala A.: Ben de bir depresyon sonrası kısa sürede 25 kilo aldım ve insanlar bunu zorla fark ettirmeye başladılar. Her zaman feminist harekete dahildim ve hayatımla ilgili şeyler için ‘size ne canım’ diyebiliyorken, iş bedene gelince kurduğum duvarların, verdiğim kararların, arkasında durduğum söylemlerin çok işlemediğini gördüm. İnsanı bedeninden vurmak çok çirkin ve şiddetin en yaygın görüldüğü alanlardan biri. Başıma gelince bu alandaki okumalarımı fazlalaştırdım.
İrem Koçak: Çocukluktan beri vücudumda ‘normal’ kabul edilmeyen her şeyi kafama takıyor, her sorunu bedensel özelliklerime bağlıyordum. Bir gün bir uyandım, kafamın dörtte birinde saç yok; saçkıran olmuşum! Beden o kadar hassas ki hemen tepki veriyor. Sonra bir doktor şuna ikna etti: “Bunu kendine sen yapıyorsun ve sadece sen önleyebilirsin!” Düşündüm ki; güzel olmak zorunda değilim, boyum uzun, bacaklarım sütun gibi olmak zorunda değil. Hareketle de o ara Berrak sayesinde tanıştım.
Sinem D.: Benim iki taraflı bir ilişkim var bu konuyla. Gazeteci olduğum için yabancı yayınları takip ediyorum. 2009’da Glamour dergisinde ayva göbekli bir model (Lizzie Miller) poz verdi, o bir çığırdı. Lena Dunham, Girls dizisinde göbeğini, poposunu açıp ‘Bak, ben buradayım ve bedenimle ilgili tasarrufum seni hiç ilgilendirmiyor’ dedi. Gerçi hareketi esasen yıllardır ‘fat shaming’e (şişmanları aşağılama) maruz kalanların sahiplenmesine de yol açtı bu. Model Iskra Lawrence’ı gördüğümde büyülendim. Sonra Fransa’da ‘anoreksik model istemiyoruz’ nidası çıktı, rötuşlu fotoğrafların belirtilmesi zorunlu hale getirildi. Bunları görerek tanıştım. Şahsi hikâyeme gelince; ben de hep kilo alıp veren bir tipim. O küçük zorbalıkları hep yaşıyorsun. Zaten birine kilo almışsın, vermişsin demeyi çok mahrem bir alana tecavüz olarak görüyorum. Bir 80 kiloya çıktım, bir 60’a indim. İçinde hep sen varsın ama bedenin sürekli deviniyor; kendimi bunu düşünürken buldum. Ve birden 80 kiloyken çok mutlu olduğumu fark ettim. Aslında bu meselenin nasıl göründüğünle değil, nasıl hissettiğinle ilgisi var.

 

59aa659d0f25441c24a90915

 Eleştirilerin yoğunlaştığı alan genelde bakımsızlık oluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Aybala A.: Beden olumlama sadece kılları övmüyor! Bu konuda bir şey paylaşınca “Kıllar hijyenik değildir, öf kokuyorsunuz, pis feministler, medeniyetsizler” gibi tuhaf tepkilerle karşılaşıyorum.
Berrak T.: Medeniyeti kıla tüye indirgemek çok sığ bir yaklaşım.

◊ “O zaman sen de tüylerini aldırma” diyene ne diyorsunuz? 
Aybala A.: Çünkü ben böyle istiyorum ve bu benim bedenim. Ama yaptırmayana da bir şey deme hakkına sahip değilim.
Berrak T.: Bu hareketin en sevdiğim yanı, kişiye otonomi izni vermesi. Tek mülkümüz olan bedenimize istediğimizi yapabiliyor olmalıyız ve bunu açıklama mecburiyetimiz de olmamalı.

◊ Hareketin herkesi kapsadığını söylüyorsunuz ama ön planda hep kadınlar var. Neden?
Sinem D.: Kimse bir erkeğe, kadınlara olduğu kadar çok “Ne kadar göbekli” ya da “Poposu ne kadar büyük” demiyor çünkü. Kadınlar çok fazla nesneleştirildiği için de herkes onlardan öyle olmasını bekliyor. Halbuki sen, sensin!
Aybala A.: Yurtdışında beden olumlama aktivisti erkekler de var.
Berrak T.: Bizde benim bildiğim bir tek Öktem var bununla ilgilenen ve kadın olmayan (kendisini ne idüğü belirsiz olarak tanımlıyor), ‘Madır Öktiş’ diye biliniyor. Aslında erkekler üzerinde de ideal beklentisi var. Tek fark, onlara bu kadar çok ürün pazarlanmıyor. Medyada her türlü erkek bedeni görüyoruz. Kadınlar içinse bir stereotip var: Beyaz, 36-38 beden, tüysüz, çatlaksız, selülitsiz, çok yemeyen, spor yapan, hem çalışan hem de evde müthiş olan, kusursuz…

59aa65dd0f25441c24a90917

◊ Vitiligo lekelerinizin etrafını çizerek harita yaptığınız bir fotoğraf koydunuz Instagram’a. Çok dikkat çekici bir kareydi. Ne düşündünüz bunu yaparken?
İrem K.: Bunu ilk ben yapmadım aslında, vitiligo hastalarının çoğu yapıyor. Çünkü elinize, kolunuza bakıyor ve oynamak istiyorsunuz. Şunun kenarına kontur atsam, aa harita gibi oldu, takımyıldızlara benzedi derken, kendi kendine çıkıyor. Bir de insanlara bu konuyla ilgili nanik yapma ihtiyacı hissediyorsunuz. Ben çok açık tenliyim ve vitiligom çok belli olmuyor ama hem annemde hem de babaannemde vitiligo var. Onlar daha büyük problemler yaşadılar. İnsanlar “Aa, eline çamaşır suyu mu sıçradı”, “Daha esmer olsan ineğe benzerdin” gibi şeyler söylüyor. Dolayısıyla siz de tepki göstermek istiyorsunuz önce. Sonrasında da kabullenip sevmeye başlıyorsunuz. Ben galiba sevmeye başlama evresindeyim. Artık bedenimin, cildimin sürekli değişiyor olması tuhaf bir şekilde hoşuma gidiyor.

◊ Kimleri takip ediyorsunuz dünyadan? Türkiye’den de bir ünlü çıkar mı sizce?
Sinem D.: Ben kendini aşırı seks objesi haline getirmeden önce Ashley Graham’ı beğeniyordum. İngiliz Vogue’a kapak oldu ki Vogue çok önemli bir adım bu hareket için. Ama mesela o çekimde Coach hariç hiçbir marka çekime kıyafet vermek istememiş. İkiyüzlülük de var hâlâ tabii.
Berrak T.: Türkiye’den biri keşke çıksa… Ben Sibel Can’dan beklerdim bizim yaşadığımız gibi bir aydınlanma ve isyan ama olmadı.
Sinem D.: Yavaş yavaş büyüyüp kendi liderlerini çıkaracak bence. Temsil edilmeyen her şeyin temsil edileceği bir zaman gelecek.
İrem K.: Bir şeyler olacak çünkü aslında toplumun büyük kısmı, bize ideal diye sunulan bedende değil. Biz ‘normal dışı’ kabul edilen bedenler olarak çok kalabalığız.

Berrak T.: Bana en sık gelen eleştirilerden biri, bu hareketin sağlıksızlığa teşvik ettiği, obeziteyi övdüğü. Bunu söyleyen, engellilere de saygı göstermiyor demektir. Ya da morbid obezler daha az mı değerli? Zorbalık yaparak mı onu daha sağlıklı hale getireceksin? Özdeğerin bir beden skalası yok.
Sinem D.: Kilo vermek başarı olarak görülüyor. Öte yandan, bu hareketin ‘şişmanız ama okeyiz’e indirgenmesini de yanlış buluyorum.
Aybala A.: İnsan sayısı kadar ideal beden sayısı var. Bu ‘önce-sonra’ fotoğrafları var ya, eskiyi kötüleyen. Neden? O da sensin! Bu halinle mutluysan ne güzel ama öyle iyiysen öyle de kalabilirsin. Bedenlerimiz, ruhlarımızın kıyafeti. “Bu bedendeyim, senin bunu onaylaman önemli değil” diyebilmeliyiz.

Bedeninle barışmak devrim olunca: Beden Olumlama Hareketi!

 Aybala Arslantürk ile Dilara Gürcü tarafından yapılan röportaj, 27.08.2017 tarihinde T24’te yayınlanmıştır.

Feminist gündemi takip edenler son zamanlarda Beden Olumlama Hareketinden sıklıkla bahsedildiğini duymuşlardır. Sosyal medyada “normal” ya da “ideal” bedene sahip olmayan; ancak bedeniyle barışık olanların fotoğraflarını paylaştıklarını, hatta bu yüzden “obeziteyi övüyorsun” ya da “kılların hijyenik değil” gibisinden tepkilerle linç edildiklerini görmüşsünüzdür. Beden olumlamanın ne olduğu ve ne olmadığı üzerine birçok farklı fikir dolaşıyor; hem bunlara bir açıklık getirme açısından, hem hareketi tanıtmak için Türkiye’de Beden Olumlama Hareketini kuran Aybala Arslantürk ile görüştüm. Feminist aktivist Aybala, İstanbul’da yaşıyor, uzun yıllardır feminist hareketin içinde olan Aybala, aynı zamanda cinsiyetçilikle mücadele eden platform erktolia‘nın kuruluşundan bu yana içinde, birçok farklı feminist örgütlenmeyle ortak projeler yürütüyor ve yaklaşık 1.5 yıldır Beden Olumlama üzerine çalışıyor.

Beden Olumlama ne demektir? Neden böyle bir harekete ihtiyacımız var?

Hareketi; bireylerin bedenlerini ‘her haliyle’ onaylamasını, kabul etmesini ve tek bir ideal beden tipi olmadığını temel alan feminist bir hareket olarak tanımlayabiliriz. Hemen bu noktada belirtmek gerekir ki “her hâlinle güzelsin ve kendini sevmelisin” mottoları kapitalizme yenik düşen ana akımı temsil ediyorken; ideal beden olumlama hareketi kendini kabullenme ve bedenine karşı nötr de olabilme halini esas alıyor. Ötekileştirilen, bedeni ile ilgili göz ve söz hapsinde bulunan her bireyin kendini kabullenmesi, nötr olması ve hatta sevmesi için beden olumlama hareketine ihtiyacımız var. Kimse kendini bu ötekileştirme karşısında kendini yalnız hissetmemeli; birlikteyiz, hikâyelerimizi paylaşıyoruz ve güçlüyüz. Amacım bunu daha çok pekiştirmek ve bu hareket altında bedeni üzerine söz söylenmesine izin vermeyen bireylere yenilerini ekleyerek aktivizme devam etmek.

Bu hareketi Türkiye’de resmi olarak başlatma fikri aklına nasıl geldi?

Yurt dışındaki beden olumlama hareketi aktivistlerini zaten takip ediyordum, gerçekten çok güzel işler yaparak sağlam bir farkındalık çalışması yürütüyorlar. Diğer yandan Türkiye’de feminist hareket içinde konuştuğum, takip ettiğim, fikir alışverişinde bulunduğum bir çok kişi aslında söylem üretiyordu. Fakat bu içten içe oluşan kaynama ortak bir çatıda birleşmemişti. Hepimizin bir çatıda birleşmesi, sesimizin daha kuvvetli çıkması ve hareketin doğru anlatımının sağlanması düşüncesi ile başlattım. Her ötekiye kapısı açık olan hareketin kurulması hepimiz için çok kıymetli bence.

İstanbul’da yaşayan bir kadın olarak toplumun idealize ettiği ve senden sahip olmanı bekledikleri “ideal” bedeni tanımlar mısın?

Bireysel olarak bu kalıpları reddettiğimi belirterek başlayayım. Diğer yandan idealize edilen bir beden tipi var elbette, reddetmem kendimi bu kalıplara sokmak zorunda hissetmemem bunu yok etmiyor. Bu dönemde bir kadın olarak, bir çok dönemde olduğu gibi; ancak kendinizi bedeninizin dışında uğraşacak hiç ama hiçbir şeyiniz yoksa sahip olabileceğiniz bir beden tanımı var. Bu dönemde diyorum, çünkü bu tanım dönemden döneme, coğrafyadan coğrafyaya değişiyor. Şu sıralar ince belli, ince bacaklı, bununla ters orantılı olarak  da yuvarlak belirgin memeli ve popolu bedenler mükemmel sayılıyor.

Peki sen hiç kendinin toplumda dayatılan ideal beden beklentisine göre bir bedene sahip olman gerektiğini düşündün mü? Bu durum sana nasıl hissettirdi?

Düşündüğüm bir dönem demeyelim ama kanıtlamak zorunda hissettiğim bir dönem oldu. Keşke şu an sahip olduğum bilince sahip olsaydım da yaşatılanın duygusal şiddet olduğunu fark etseydim. İnsanın bedeni üzerinden ötekileştirilmesi en ağır şiddet.  Bundan 5-6 sene önce, çok kısa bir zamanda, yaklaşık 2 ayda 25 kilo almıştım, benim için kilo almış olmak sorun değildi, farkında bile değildim zaten. Benim kilo alıyor olduğumu bana etrafımdaki insanlar fark ettirdi, zorla! Sonrasında da normaldeki kiloma dönmeye çalıştım. Kilo aldığım dönemde ayrı, vermeye çalıştığım dönemde ayrı duygusal şiddete uğradım. Zor bir dönemdi.

Bu gerçek dışı beklentilere göre bir bedene sahip olamayacağını idrak edip de kendi bedeninle barışma sürecin nasıl gerçekleşti?

Benim deneyimim gerçek dışı bir beklenti üzerine değildi, ‘normal’den fazla kiloya sahip olan herkesin yaşadığı şeyleri yaşadım. Bu normalin ne olduğunun da kişiden kişiye değiştiğini söylemek lâzım. Biri diyor ki beş kilo ver, diğeri yoo çok iyisin. “Pardon? Ben kendimi nasıl iyi hissediyorsam o kiloda ve görüntüde olacağım” diyebilmem kolay olmadı. Başkalarının ne gördüğü değil, benim ne hissettiğim önemli. Bunu hayatımın başka alanlarında uygulayabiliyorken, bedenim söz konusu olduğunda neden uygulayamadığımı düşündüm. Bu süreci tamamlamak mümkün mü? İnsanız ve kırılganız, belki tam anlamı ile değilse bile çok yüksek oranda barıştığımı söyleyebilirim.

Sence bu ideal beden nasıl dayatılıyor?

İdeal bedenin her alanda dayatıldığına şahit olabiliyoruz. Medya bunun en büyük pompalayıcısı. Görsel ve yazılı medya, billboardlar, reklamlar, haberler her alan, her yer, her an bize olması gereken vücut tipi üzerinden baskı yapıyor. Toplum aynı şekilde hafızası ile beden baskılamalarını yapıyor. Gördüğü, ona doğru ve olması gereken gibi gösterilen bedenlere sahip olmayan her bireyi acımazca eleştiriyor.

Beden olumlama şişmanlık ya da illa kıllarını uzatanları övme midir?

Bu kadar basite indirgemek hakaret olacaktır. İdeal sayılan kilonun altında/üstünde olmak ve vücut tüylerini almayı reddetmek elbette harekete dahil; fakat sadece bunlar yok hareketimizin içinde. Ve zaten bu başlıklara bir övgü de yok. Yeri gelmişken bunu belirtmiş olalım. Vücut tüyleri doğaldır, hepimizde az/çok var. Kişi almak isterse alır, istemezse almaz. Bu konu bu kadar basit.  Ayrıca natrans erkek için ‘kıllı tüylü’ olmak tırnak içinde üstün erkeklik sayılıyor; bu nedenle daha çocuk yaşında yüzünde tüyler çıksın diye jiletle olmayan tüyleri alıp çıkarmaya çalışanlar var. Bu da bir dayatma.

Bu hareketin içinde erkeklere de yer var mı?

Elbette. Beden olumlama hareketi cinsiyet ve cinsel yönelimden bağımsızdır. Toplum tarafından ‘öteki’ hissettirilen herkese yer var.

Bir karşılaştırma yapmamız gerekseydi sence ideal beden beklentisi/baskısı kadınlara mı yoksa erkeklere mi daha çok zarar veriyor?

Maalesef yine kadınlar en çok zarar gören taraf ve aynı ölçüde de bu baskılamaya ses çıkaran boyun eğmeyen taraf. Kadınların kendilerini, bedenlerini, saçlarının parlaklığını, tenlerinin pürüzsüzlüğünü ve aklınıza gelecek tüm detayları kanıtlamak zorunda oldukları düşünülür. Hep böyleydi. O zihinlerindeki güzel kriterine girdiyseniz bu sefer de zekanız sorgulanıyor. Asla bitmiyor bu talepler.

Beden Olumlama Hareketi olarak hedefiniz ne? Ne gibi faaliyetler ya da eylemler yürütüyorsunuz?

Şu an işin mutfağındayız diyebilirim. İçerik ve görsel desteği ile hareketin doğru anlaşılmasını, yanlış bilinenleri kırmaya çalışıyoruz. Önceliğimiz bu. Devamında atölyeler ile hem birbirimizle güvenli alanlar kurarak deneyimlerimizi paylaşalım, hem de dayanışmayı güçlendirerek bölgesel faaliyetler de yapabilme amacındayım.

Hareketin içinde beraber çalışma yürüttüğünüz arkadaşlar kimler?

Hareketin resmi sosyal medya hesaplarını, içerik üretimlerini, blog düzenleme ve tüm paylaşımlarını şu an sadece ben yürütüyorum. İnternet sitemiz de yakın zamanda aktif olacak, blogdan siteye taşınacağız. Hareketin aktivistleri elbette var, onlarla irtibat hâlindeyim. Berrak bu noktada en çok ortak çalışma yürüttüğüm aktivist diyebilirim.

Sence dayatılan ideal beden ve genel geçer güzellik algısını yıkmak için ne yapmak gerek?

Bireysel farkındalık çok kıymetli. Fakat elbette bunun da baskılanmaması gerek. Bireysel farkındalık Beden Olumlama Hareketi gibi feminist hareketlerce kitlesel hâle getirilmeli. Her birimiz kendi bedenlerimizi kabullenmeye başladığımızda, kimin ne söylediği, bizden taleplerinin ne olduğuyla değil kendi isteğimizin ne olduğuna odaklandığımızda ortada o algılardan eser kalmayacaktır.

Hareket hakkında daha fazla bilgiye nereden ulaşabiliriz?

Twitter ve Instagram hesaplarında ve Facebook’ta Beden Olumlama Hareketi sayfalarında aktifiz. Mevcut blogumuz yakında Beden Olumlama Hareketi internet sitesine taşınacak, buradan da takip edilebiliriz.

Kendi bedeni ile barışık olmayanlara söylemek istediğin bir şeyler var mı?

Kimin ne düşündüğüne göre kendinizi şekillendirmeye çalışmayın, her birimiz biricik, eşsiziz! Bizler eril zihniyetin kurguladığı imaja, dayattığı güzellik algısına, fantezilerindeki ölçülere uymak zorunda değiliz. Bırak dünya yansın, sen kendi bedeninle varsın!