Kampüste varız: Eşit Şerit

Kaos Gl’ den Gözde Demirbilek’in hazırlamış olduğu; 27.09.2018 tarihli haberdir. İlk yayın linki için lütfen tıklayınız.

DEÜ Eşit Şerit, yeni döneme hazır: “Her şeyden önce bizler arkadaşız, birbirimizin derdinden anlayan, dayanışan arkadaşlarız.”

Yeni yazı dizimiz “Kampüste Varız” ile mikrofonu üniversitelerdeki LGBTİ+ topluluklarına yöneltiyoruz. Dizimizin ilk konuğu olan Dokuz Eylül Üniversitesi Eşit Şerit Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Topluluğu (DEÜ Eşit Şerit ToCAT), yeni dönem için stant çalışmalarına başladı. Biz de sözü Eşit Şerit’ten Ata Alan’a verdik.

Eşit Şerit ne zaman kuruldu? Kimlere açık?

Topluluğumuz kampüste LGBTİ+’ların ve kadınların kendilerini daha rahat ifade edebilecekleri alanı oluşturmak ve buna yönelik dayanışmayı güçlendirmek, toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, queer çalışmaları, cinsel sağlık alanında çalışmalar yapan, yerel yönetimlerle ve birçok kurumla işbirliği içinde olan bir öğrenci topluluğu. 2014 Nisan’dan beri faaliyet gösteriyor, 2015 Kasım’dan beri de rektörlüğe bağlı resmi bir öğrenci topluluğu statüsünde. Bu alanlarda çalışma yürütmek isteyen kişilere açık.

Kampüs çalışmalarında 2015’ten bu yana nasıl bir süreç sizi izledi?

Dokuz Eylül öğrencilerinin çoğunlukla yaşadığı Buca’da belediye politikalarına katılmak için çalıştık, kampüsteki alanımız engellenince bunu bir fırsata çevirdik ve Buca Kent Konseyi ile iletişime geçtik, şimdi orada da bir alana sahibiz! Büyük çoğunluğunu Dokuz Eylül öğrencilerinin oluşturduğu Buca Kent Konseyi Eşitlik Meclisi’ni Nisan 2017’de kurduk. Üniversite içerisinde yaratılan alanı, Buca’da da yaratmak için çalışıyoruz.

Daraltılan alanlara karşı nasıl bir yöntem seçtiniz?

Üniversite temelinde yaşadığımız sorunlara kimi zaman düzenlediğimiz farkındalık temelli etkinliklerde, kimi zaman ise toplantılarda konuşarak bir çözüm alanı üretmeye çalışıyoruz. Okulda yürüttüğümüz faaliyetlerde kimi zaman üniversite yönetiminin engelleri motivasyonumuzu düşürse de, bir arada kalmaya yönelik enerjiyi bir şekilde buluyoruz. Her şeyden önce bizler arkadaşız, birbirimizin derdinden anlayan, dayanışan arkadaşlarız. Bu alanı genişletmeye ve korumaya yönelik motivasyonumuz bir şekilde buluyoruz. Biz birlikte güçlüyüz!

Yeni dönem çalışmalarına başladınız mı?

Yeni dönem için stant çalışmalarına başladık, ilk stantımızı 25 Eylül’de Dokuzçeşmeler Yerleşkesi’nde bulunan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde açtık. Eğitim Fakültesi ve Tınaztepe Yerleşkesi’nde bulunan çeşitli fakültelerde de önümüzdeki günlerde stantımızı açacağız. Gökkuşağını gördüğünüz yerdeyiz!

İlk buluşma ne zaman?

Stant çalışmalarımız bittiğinde bir tanışma toplantısı düzenleyeceğiz, 13 Ekim’de Desra Köşk’te yeni üyelerimizle tanışıp, beraber yeni dönemi planlayacağız. Sizi de bekliyoruz!

Eşit Şerit’i; Facebook’tan, Twitter’dan ve Instagram’dan takip edebilirsiniz. Aynı zamanda mod.eserit@gmail.com adresinden e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Halktan Aforizmalar

Merhaba! Nasılsınız dünya güzelleri? Yok yok merak etmeyin, sabah programına gelmediniz.. Yersiz ve sabah programımsı girişim için affınıza sığınıp konuya, yaza veda ettiğimiz şu günlere gönderme yaparcasına, balıklama dalıyorum!
Bugün eş, dost, akraba gibi çevrenizde kolayca bulabileceğiniz bir türden bahsetmek istiyorum. Bu türlerde hafiften bir doktorluk, bir tutam filozofluk ve inanmayacaksınız ama bir parça da bilim insanı zekası itinayla karma hale getirilir ve kullanıma sunulur! Karşınızda bulunan insanın, bu türden olduğunu nasıl anlayacağınızı sorduğunuzu duyar gibiyim.. Hemen açıklıyorum, bakınız örnek aforizmalar;
“Aslında işten gelince bir tur koşsan hepsi gider.”
“Otobüsten bir önceki durakta in, yürü.”
“Tatlı yeme tatlı, şeker yeme.”
“Çaya şeker atma.”
“Üç beyazdan uzak durdun mu bide spor yapıverdin mi çok iyi olur ya!”
“Ödemdir o ödem, ödem olmasa duramazsın! Bak ellerin hep şiş şiş..”
“Ya ben bakıyorum aslında sen çok da yemiyorsun canım hormonlarına baktırdın mı?”
“Karbonhidratı kestin mi kendiliğinden gider zaten.. Protein iyi protein!”
“Onu yiyecek misin gerçekten? Ay ben asla yemem!”
ve daha benzeri bir sürü aforizmayı duyduğunuz anda yapıştırın tespiti!
Tanıdık geldi değil mi? Nasıl gelmesin ki, hepimizin her gün, hatta her saniye, duyduğu şeyler! Sizi bilmem ama beni, sinirden, renkten renge sokan şeyler..
Yani insanı şoka uğratıyor desem yeridir! Nasıl böyle cukk diye oturan (!) tespitlerde bulunuyorlar anlayamıyorum.. Büyük bir zeka belirtisi! İnsanı derin bir sorgulama seansına itiyor, ‘ben bunu nasıl düşünemedim?’ demeden duramıyorsunuz.
‘Şakası’ bir yana ama size ne pardon?! Çek şu elini ekmeğimden, şekerimden! Sizin o aforizmalarınızı dinlememek adına hiiiç bedenime işkence edemeyeceğim kusura bakmayın. Canım üç beyaz çekiyorsa o üç beyaz yenecek! Canım spor yapmak istiyorsa yapılacak; canım panda gibi yatakta yuvarlanmak kalori içinde boğulmak istiyorsa da yuvarlanılacak, boğulunacak!
Nokta!
Açıkçası ben kimseye söz hakkı verdiğimi hatırlamıyorum. Siz hatırlıyor musunuz?
Bu benim bedenim demiştik bir önceki yazımızda. Sizin bedeniniz, sizin bedeniniz. O kadar özel ki! Kıyaslanamayacak bir şey bu. Herkes kendinden sorumlu, herkes kendine özel. O yüzden çekin şu aforizmalarınızı üzerimizden, salın bizi yahu!

Bol olumlamalı günlerde görüşmek dileğiyle sevgili okur, sevgiyle kal!

İrem Asya Şallı

Kız hepsi senin mi?

Benim.

Ben, benim çünkü.

‘’Hadi bırak felsefeyi de gel sadede’’ mi diyorsunuz? Sadet bu işte. ‘’Ben, benim.’’

Sen, ben değilsin.

Ben de sen değilim.

Benim gözlerimle, BEN bakıyorum dünyaya, sen değil. Senin gözlerin de sana müstesna, Allah nazarlardan korusun. Ben tahtalara vurdum, sen de kıçını kaşı.

Ama bırak benim kıçım bende kalsın. Çünkü BENİM kıçım. Senin onun üzerinde hiç bir hakkın yok. Bilakis, benim onun üzerinde bir hakkım var 🙂 Tam üzerinde hem de!

Hepimiz, istisnasız HEPİMİZ, çocukken, büyürken ve yaş almaya devam ederken bir diğerimizin canını yaktık. Kasıtlıydık ya da değildik. Önemli değil. Yaptık bunu. ‘’Seni üzmek istememiştim.’’ diyerek başlayan cümleler zaten en kibirlisi. Kasıtlı yaksan canımı, bu kadar acımazdı.  Mesela;

‘’Bak şekerim, yüzün çok güzel ama biraz kiloversen?’’

‘’Saçların ne kadar beyazlamış niçin boyatmıyorsun?’’

‘’Yaşlı duruyorsun, boyatsan bence güzel olur.’’

‘’Kaşlarını yaptırsana sen de, çok inceltmişsin, yakışmamış!’’

Daha fazlasına maruz kaldık:

‘’Burnun kemerli ama sana yakışıyor.’’

‘’Burnun büyük ama zaten kafan da büyük, bence güzel.’’

‘’Göbek mi yaptın sen?! Kızım yaz geliyor ver o kiloları!’’

Yukarıdaki cümlelerin her harfinde birer kibirli tını gizli, duyabildiniz mi? Görebildiniz mi?

Canımızı hep en sevdiklerimiz yaktı aslında. Kesinlikle böyle bir niyetleri yoktu, emindik. Kızının burnunu beğenmediği için onu estetisyene götüren anneler duydum. Anne de olsan, evladının bedeninin üzerinde hiçbir hakkın yok. Acı ama gerçeğin ta kendisi bu. ‘’Anne/baba, ben burnumu beğenmiyorum. Estetik yaptırmak istiyorum’’ gibi bir talepten sonra artık aile içindeki onay mekanizması, konuşmalar vs. girer devreye. Burası bizi hiç ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren, bedenimiz hakkında bir başkasının yorum yapma serbestliğinin olmaması gerektiği.

‘’Saçlarım nasıl olmuş, beğendin mi?

‘’Aaaa, harika!’’

‘’Hımm, yani, kızım sana siyah daha çok yakışıyordu yaaa…’’

Bu konuşmada yanlış olan hiçbir şey yok. Neden? Hadi ilk bilene tavşan kanı çay. Şakirlere yok!

Bu konuşmada yanlış olan hiçbir şey yok, çünkü kişilere kendim hakkında yorum yapma haklarını onlara BEN verdim. BEN sordum. BEN kaşındım yani 🙂

Hangimiz Kadıköy’e gittiğimizde, Barlar Sokağı’nda takılan kızları şöyle bir süzmedik? Kılıklarıyla, kıyafetleriyle, saçlarıyla, başlarıyla bizden çok aykırı duran bu kızları/oğlanları eleştirmedik mi? Dışa vurmasak da içten kınamadık mı? ‘’Ulaaan, ne değişikler!’’

Bizim onlar gibi olamamamızın kıskançlığı.

Onlarin bizim gibi olamamalarının kibiri.

Ölümüne kapışırlar. Ölesiye sürecek bu dava.

Fazlası ya da azı; kilolarım beni ilgilendirir,

Instagramdaki filtrelerim ya da filtresizliğim beni ilgilendirir,

Yüzümde çıkan tabbbaaak gibi sivilcem beni ilgilendirir,

Doğum sonrası çatlaklarım beni ilgilendirir.

İnce belli, dolgun memeli, uzun bacaklı, hokka burunlu olmayı istemek de kesinlikle bir tercih. Saygılar sonsuz.

Niçin böyle olmak istediğini bilmek en önemlisi.

Çünkü:

‘’İnstagramda herkeşler böyle.’’

‘’Çünkü falanca oyuncu böyle ve ben onu çok seviyorum, idolüm o benim.’’

‘’Çünkü kocam böyle istiyor.’’

‘’Çünkü, güzel görünmeyi seviyorum.’’

İdeal beden diye bir şey YOK. İdeal güzellik diye bir şey YOK. Ben sizden fikir istemedikçe benim bedenim hakkında yorum yapmamalısınız.

Aynaya bakan benim.

Kendimi öyle ya da böyle görmek isteyen benim.

Kendimden memnun olmazsam istersem yirmi kilo veririm istersem vermem.

Saçlarımı istersem kırmızıya boyarım istersem gün be gün artan beyazlarıma aşık olurum.

Bak, Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının yazarı Clarissa P. Estes şöyle der:

‘’Çok farklı güzellik türleriyle dolu olan bir dünyadan zevk almak hayattan da zevk almaktır. Sadece bir tür güzelliği desteklemek doğayı gözlemlememektir. Tek bir kuş türü, tek bir çam ağacı türü, tek bir kurt türü olamaz. Bir tür bebek, bir tür adam, bir tür kadın olamaz. Bir tür göğüs, bir tür bel, bir tür ten olamaz.”

Sevgiyle kal,

Kendin kal,

Buket Canerman Tellioğlu