#BuRızaDeğil

Masamda dışarıda plastik kullanmadan kahve içmek için kullandığım kapaklı bambu kupam, hemen yanında elmalı tarçınlı noel çikolatam ve içimde uzun arayışlar sonucu üzerime tam oturan, hem inanılmaz rahat hem inanılmaz şık sütyenimle kütüphaneden bildiriyorum bu kez! Son dakikacılığın kraliçesi olarak son güne kadar beklettiğim yazımı yazarken kendimi iyi hissetmekten tabii ki ödün veremezdim, pek sevgili okur. 
Bugün benim için ve bir sürü canın kadın için özünde çok keyifli ve iyi hissettiren bir konu hakkında yazıyorum sana: birbirinden güzel renk ve desenleriyle, konforlu ve zarif kumaşlarıyla ve tüm ışıltısıyla iç çamaşırları! Yine de en başından altını çizmek isterim ki, hiç bir kadın bu konuyla ilgilenmek zorunda değil ve bu konu hiç birimizi “daha çok“ ya da “daha az“ kadın yapmaz. Pratik açıdan bakıldığı zaman sütyen kullanmayı tercih eden bir sürü kadın temel amacını dahi yerine getirmeyen, son derece kullanışsız ve rahatsız edici sütyenlerden muzdarip. Gerçekten konforlu olanını bulmak, özellikle daha büyük ölçülere sahipseniz, zorlaşıyor. 
Pek çok kadın için kendini iyi ve güzel hissettiği iç çamaşırı giymek bedenine hoş bir yatırım. Kimseyi memnun etmek veya başkanlarına hoş görünmek için değil, tamamen kendi öz sevgisi için özen gösterdiği ilk giysi katmanı. 

Arkadaş çevremden bir erkek bir defasında feminist gece yürüyüşünden bir kareyi gösterip, pankart açan kadınların tam olarak ne demek istediğini sormuştu. Pankart sütyen karşıtıydı ve benim bu konudaki düşüncelerimi öğrenmek istiyordu. Bense ona, her kadının kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle giyinme hakkının olduğunu ve kimsenin sütyen takmak zorunda olmadığını söylemiştim. Eğer bir kadın kendini sütyen takmadan daha iyi hissediyorsa takmaz. Çünkü meme cinsel bir organ değildir ve o anlamı sadece memenin sahibi kadın yüklemek isterse yükler. Ayrıca dilediğine karşı yükler, üzerine vazife olmayan insanların o alana girdiklerini asla sanmaması gerekir. Bu kısa ama önemli kamu spotunun ardandan bedenine ne anlam yüklemek istiyorsa o anlamı yükleyerek sütyen kullanmayı dileyen ve seven kadınlara geri dönmek istiyorum. 

Benim için son günlerde kullandığım nesnelerin ve giysilerin nerede ve nasıl üretildikleri, ne derece dayanıklı oldukları ve ben onları kullanmayı bıraktığımda nereye gidecekleri alışveriş yapmadan kendime sıkça sorduğum sorular. Fütursuzca birşeyleri alıp, sıkılınca bir köşeye fırlatmak hem ruhumuzu hem bütçemizi hem çevremizi uzun vadede inanılmaz yıpratıyor. 

Bu yazıya hazırlanırken sen değerli okurla aynı ülkede doğmamış ve yaşamamış olmam yazarken çift tarafları düşünmemi zorunlu kılıyor. Seçeneklerini çeşitlendirmek isterken bahsetmek istediğim seçeneklerin Türkiye’deki karşılığını bulmakta zorlanıyorum. Bu yüzden bu yazıyı ve gelecekteki yazıları okuduktan sonra bana bu konuda yardımcı olacak geri dönüşlerde bulunursan çok çok sevinirim. Neyse ki ZARA, MANGO, H&M gibi mağazalar giyim kuşam pazarını ele geçirmiş vaziyette ve hep birlikte uluslararası beğenmemezlik yapabiliyoruz. Çünkü ben ne bu mağazalardaki giysileri üreten işçilerin adaletsiz çalışma koşullarını vicdanımla barıştırabiliyorum, ne de ürettikleri giysileri uzun ömürlü buluyorum. 

Bu saydığım firmalardan iç çamaşırı satan bildiğim kadarıyla sadece H&M. Ben de önceleri kendi sütyen bedenimi tam olarak bilmeden, amaan nasılsa benim bedenimde bulması çok da zor değil diye askıları acıtan, göğüs kafesime batan, çabucak deforme olan H&M sütyenlerini kullanıyordum. Kulunç ağrısı da yapınca en sonunda sinirlenip spor braleti dışında sütyen kullanmamaya karar verdim. Ama güzel iç çamaşırı sevdiğim için ve kendimi daha iyi hissettiğim için hem konforlu, hem şık sütyen arayışına girdim. Ve bu arayışta özellikle beden kapsayıcı “body positive“ ve adil koşullarda üretim yapan bir sürü harika girişimcilik örnekleri keşfettim. Bedenine uygun sütyen bulmakta zorlanıyorsan veya tüketim alışkanlığını bu yönde değiştirmeyi düşünüyorsan sana bu firmaların linklerini ayrıca gönderebilirim, sevgili okur. Aynı şekilde bu konuda duyarlı Türk girişimcilik örnekleri varsa beni de lütfen yeşillendir. Ben maalesef henüz bulamadım. 

İç çamaşırı kadınlar için ne yazık ki her zaman keyif verici bir giysi olmuyor. Ne yazık ki çoğunlukla kadın bedenine yüklenen cinsel anlamın, kadın bedenine dayatılan güzellik standartlarının en önemli propaganda aracı oluyor. Daha da fenası kadın bedenine yönelik şiddetin bahanesi olarak görülüyor. Geçtiğimiz günlerde canımızı epey sıkan son derece çirkin ve hukuki anlayıştan çok uzak bir mahkeme kararı medyaya yansıdı.
Irlanda’da, 17 yaşındaki bir genç kıza tecavüz eden 27 yaşındaki bir adam avukatının “dantelli bir tanga giyiyordu“ şeklinde savunma yapmasının ardından beraat etti. Avukat Elizabeth O’Conell savunmasında zanlı ve genç kız arasında gerçekleşen ilişkinin rızaya dayalı olduğunu “Kanıtlar kızın zanlıdan hoşlandığını ve biriyle buluşmaya ve biriyle birlikte olmaya açık olduğu ihtimalini dışlıyor mu? Nasıl giyindiğine bakmalısınız. Dantelli bir tanga giyiyordu.” diyerek gerekçelendirdi. Kararın basına yansımasının ardından #ThisİsNotConsent (Bu rıza değil) etiketiyle iç çamaşırı fotoğrafı paylaşarak bir sürü kadın karara tepki gösterdi. 

İç çamaşırının taciz ve tecavüz vakalarında “rıza delili“ olarak gösterilmesi Türk yargısının da ne yazık ki aşina olduğu bir savunma türü. Cinsiyetçiliğin her türlü sosyal yapıyı ve entelektüel seviyeyi kapsayan, akademik eğitimle asla alakası olmayan, kadınların görünürde “açık“ giyinme “haklarının“ olduğu toplumlarda da, kadın bedeninin zorla örtüldüğü toplumlarda da farklı biçimlerde tezahür eden bir bela olduğunun bir kez daha altını çizmemiz gerekiyor. Kadın bedenine cinsiyetçi bakışın, “batılı“ toplumlarda da yüzeyde ne kadar “özgürlük“ olursa olsun, “kabul edilen“ ve “hoş bulunan“ çıplaklıkta bile yüzeyi bulandırdığını çok net görüyoruz. Çıplak ya da “neredeyse“ çıplak kadın bedenini toplumsal “erkekliğin“ cinselliğine hizmet eden bir nesne olarak gören bu cinsiyetçi bakış açısını pek çok kez sanki kadına değer verir gibi ya da “kadınlığı“ destekliyormuşçasına sinsi bir düşman gibi karşımıza çıkar. Bu sinsi düşmanlar en çok kadın tüketiciye hitap eden, kadınları kendi bedenleriyle savaşmaya ve aslında hiç var olmayan bir ideale ulaşmak için hiç olmayan kusurları vücudunda görmeye zorlayan popüler giyim firmaları. İç giyimse idealize edilen kadın bedenlerinin en net haliyle kadınların gözüne sokulabileceği giysi türü. Zaten ana akım iç çamaşırı firmaları kadın çıplaklığının asli görevinin toplumsal erkekliğin göz zevkine hitap etmek olduğu sloganıyla hareket ediyor. İç giyim bir ihtiyaç ve kendimize verdiğimiz önemin hoş aksesuarı olmaktan çıkıp bir takim erkeğin çıplaklığımızı beğenmesi ve bununla doğru orantılı öz değerimizin ölçülmesine hizmet etmeye başlıyor. 

Victoria’s Secret markasının Pazarlama Direktörü Ed Razek Vogue dergisine, büyük beden ve trans modellere iç çamaşırı üretmediklerini çünkü bunun ilgi alanlarına girmediğini söylemiş. O yüzden bundan böyle Victoria’s Secret markası da bizim ilgi alanımıza girmiyor. Ayrıca zaten son derece kullanışsız ve şişirilmiş pazarlama harikası olan sütyenler üretiyorlar. Şimdi babaannemin bir şeyi sallamadığında takındığı o harika yüz ifadesinin gifini koymak isterdim. Onun yerine kısaca Tahsin Sütçüoğlu gibi “hıh, kenarı“ demek istiyorum. 

Hayrunnisa Akar