Yıllardır medyanın yarattığı ve fark ettirmeden önümüze temcit pilavı gibi sürüp durduğu güzellik mitlerinden şikayetçiyiz. Bu bilinen bir şey ve kolay kolay değişmeyecek gibi görünse de, bedenini olduğu gibi sevmeyi, kendini değerli görmeyi öğrenen kadınlar olarak bunun üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar yazdıklarım bir yazının son bölümü,anlatılmak istenen şeyin varış noktası gibi görünse de bugün bu noktadan çıkışla artık savaşılması gerekenin sadece medyanın tavrı değil, bu tavırla insanların geldiği nokta olduğunu vurgulamak isterim. En güzel örneğini ise oyuncu Şükran Ovalı ile ilgili yaşadık ve gördük .

Ne iş yaptığınız, bugüne kadar nasıl eserler ortaya koyduğunuz, mesleğinizde ne kadar başarılı olduğunuz gibi bütün her şey, ekrandaki görüntünüz medyaca istenenden bir tık bile farklı olduğu takdirde göz ardı edilmeye hazır durumda. Yıllardır ekranlarda gördüğümüz Şükran Ovalı da bundan nasibini aldı ve yer aldığı projeye ne katkısı olduğu konuşulmadan, hangi estetikleri yaptığı, doğumdan sonra kilo verip veremediği, gözlerinin küçük, suratının şiş olduğuna kadar deyim yerindeyse incelemeye alındı. Öyle ki, kendisi açıklama yapma gereği bile duydu.

Oyunculuk görsellik barındıran bir iş olmasına rağmen fiziksel anlamda bu denli bir eleştiri yalnızca medya tarafından yapılmadı. Sosyal medyada diziyi izleyen izlemeyen herkes, Ovalı`nın  görünüşüyle ilgili acımasızca eleştirilerde bulundu. Sağduyuluymuş gibi, kibarmış gibi yapan yorumların çoğu da doğum yapmasıyla “çirkin” olması ilişkilendirildi. Erkek kadın fark etmeksizin ağza dolandı ve dizideki başarısının ilk etapta en azından önüne geçmiş gibi görünüyor.

Sosyal medyanın her konuda yapılan eleştirilerde insanlarıngitgide daha acımasız hale gelmesindeki katkısı yadsınamaz. Bahsettiğim konudada bunu görmüş olduk. Üzerinde düşünülmesi gereken asıl nokta ise, medyanın güzellikmitlerinin artık yalnızca manken, model, oyuncu, sunucu gibi medyatik tiplerdeğil evinde televizyon izleyen insanlar tarafından da ciddi boyuttaiçselleştirildiğinin bu kadar açık farkına varmamız. Bütün bunların cinsiyetfark etmeksizin bize zarar vererek, esas başarılarımızın, kendimizekattıklarımızın önüne geçmesini bir noktada durdurmak gerek.

Seçil Ünal