Geçen gün babaannem öğle haberlerini izlerken Müge Anlı’da canlı yayında yaşanan korkunç bir sahneye şahit oldum. Genç bir kadın, velayeti eski eşinde olan çoçuğunun babasının eski eşi olmadığı ve çocuğunu almak istediği gerekçesiyle televizyona çıkmıştı. DNA testi de çocuğun eski eşinden olmadığını ispatlayınca, erkek kadının üzerine atlayıp boğazını sıktı. Ağzım açıkta olanları izlerken bunun başta bir kadına şiddet haberi olduğunu sandım. Oysa haber tamamen kadının erkeğe çocuk konusunda yalan söylemiş olduğuyla alakalıymış. Olaydan sonra adam ve saniyeler önce şiddet uyguladığı kadın hala yan yana stüdyoda oturuyorlardı. Daha sonra olayın görüntülerini sosyal medya üzerinden tekrar izlerken, her konuda tüm Türkiye’ye ahkam kesip nutuk çeken Müge Anlı’nın canlı yayında bizzat sunduğu programda yaşanan şiddet hakkında tek kelime etmediğini gördüm. Bir sürü vahim olayı araştıran haftanın beş günü dertle uğraşan çelik sinirli Müge hanımın şokun etkisiyle bu şekilde davrandığına asla inanmıyorum. Kadınlara annelik dersleri veren ve sürekli parmak sallayarak “akıllı olun” mesajları veren Müge Anlı, şiddet faili erkeği canlı yayından kovmaya bile tenezzül etmemişti. Evliliği süresince de şiddet gördüğünü belirten kadını el birliğiyle yalancılıkla ve ahlaksızlıkla suçlayan seyirci, erkek şiddeti karşısında “ama o da hak etti şekerim” diye cıkcıklanmakla yetindi. 


Daha geçen haftalarda şarkıcı Sıla’nın şiddete uğradığı erkeğin evinde “hem de nikahsız” bulunmasına takılan ahlaklı halkımız, “kadın istemezse şiddete uğramaz” gibi rezilce bir cümle kuran ünlümsü kişi tarafından ekranlarda itinayla temsil edildi. 

Öfke kontrolü gerçekten erişkin bir birey olmanın en önemli göstergelerinden biri ve benim en az becerikli olduğum duygu mekanizması. Birden parlayıp esip gürlerim. Ama kimse benim öfkemden bir erkeğin öfkesinden korktuğu kadar korkmaz. Niye korksun ki? Kendi kendime sinirleniyorum, küfür kullanmadan vasıflar üzerinden hakaret ediyorum, kimseye el kaldırmıyorum. Kim niye benim öfkemden korksun? Kadının öfkesiyle alay eder toplumsal erkeklik daha ziyade. Kendini ne sanıyorsun yalandan sinirlenince diyerek küçümser. Ya da öfkeliyken çok güzelsin der. Kadının öfkesini erotize eder. 

Bin yıldır lüzumsuzca devam eden Çocuklar Duymasın dizisinin ilk yayınlandığı dönemlerde küçük bir çocuktum. Bir kanalda tekrarına denk geldiğimde kendi kendime bu kadın Haluk gibi berbat bir adamı niye çeksin ki diye düşünmüştüm kendi kendime. Öfkesinden herkesin korktuğu, sürekli giydiklerine karışan, çocukların her şeyi en son söylediği ve çekindiği, kız ve oğlan çocuk arasında ayrım yapan, eşini ve kızını sürerkli başka erkeklerden kıskanan, kaba ve asla o duyarlı eşi hak etmeyen bir erkek. Bir zamanlar itilmiş ve kakılmış gibi iğrenç ötesi tiplemelere ve mizah anlayışına gülmüş Türk seyircisinin bu modern psikolojik şiddet ve baskı karşısında ama “adam gibi adam” diye hıh deyicilik yapmasına şaşırmak lazım. Erkeğin öfkesinden korkup bir noktadan sonra sınırını bilen kadın makbuldür çünkü. Öyle erkeğin bam teline basarsan aptal kadın derler sana. Tıpkı babadan korkmak gerektiği gibi. Yasak koyucu, otoriter babalar vadisidir çünkü Türkiye.
Oğlan çocuğu agresif olur, hiperaktif olur, ortalığı dağıtır, tekme tokat okulda kavga eder. Ne de olsa erkek denir, “doğasında var” denir, “delikanlı” denir ve erkeğin öfkesinden korkulur. Erkeklere anne baba pek karışmaz, istediğiyle birlikte olur, elinin kiri olur, ahlak ve din devreye girmez. Insan içine çıkmaya devam eder. Asla toplumdan dışlanmaz. Sonra gider evlenir. Onu “çekip çeviremiyorsa” kadının kabahati olur. Kadını aldatır, “evdekinin eksiği” olur. Döver, kim bilir nasıl dırdır yaptı olur. Kadının duyguları, kaygıları, zaafları, öfkesi olamaz çünkü. Mutsuzsa katlanmasını bilmesi gerekir ne de olsa. Hem erkek zaten bir gün yaşlanıp durulmayacak mı? Yarın öbür gün karısının eline bakacak nasıl olsa. Çok da takılmamak lazım. Ne zaman ki kadınlar bu şiddet faili erkeklerden boşanmak istedikleri için canlarından olurlar, işte o vakit kıymete binerler. Ya da hiç tanımadıkları bir erkek tarafından şiddete uğrayıp öldürüldükten sonra. Erkeği önceden tanıyorsa veya cinsel şiddetin ardından hayatta kaldıysa kötü tabii. O zaman azize gibi ölmek yerine o lekeyle yaşamına devam etmek zorunda kalacak. 

Ben bunları ironik dilde yazarken bile utanıyorum ama toplum her gün bunlara seyirci kalırken utanmıyor. Öfkeliyim, pek sevgili okur. Sana güzelliklerden, mutlu ruhlardan bahsetmek isterdim ama fazlasıyla öfkeli ve kızgınım bu iki yüzlülüğe. 
En aptal komedi filmlerinde tecavüz argosu kullanılarak şakalar yapılıyor, kadın bedeni aşağılanıyor ama toplum katıla katıla gülüyor. Dizilerde işkenceci kocaların elinden yine sert ama bu kez “karizmatik” bir erkek pasif ve ezik kadını kurtarıyor, seyirci “işte adamlık!” deyip duygu sellerine kapılıyor. “Devlet baba” kadınlara tepeden had bildiriyor, toplum en çok oyu en çok had bildirene vermekten çekinmiyor. Bir de bu eril kültürün entelektüel zemini var ki aman Tanrım, dağlara taşlara! Yok büyük sanatçı, yok kültürün parçası, yok sanat ama bu filan diye vırvırvor şiddet savunurlar. 


Erkeğin öfkesi ölüme yol açmadan görmezden gelinen doğal bir erkeklik göstergesi olarak kabul edilir zira. Kadının öfkesi peki? Kim korkar kadının öfkesinden? Sinirden ağlayıp zırlar, söylenir kendi kendine, biraz bağırır çağırır. Gücü yeterse çocuklara yeter. O da ayrı rezalet, ayrı iki yüzlülük. Erkeğin öfkesi, toplumsal erkekliğin bir erkekte aradığı en erkeksi özellik. Erkeklere öfke dışında hüzün gibi, kırgınlık gibi, üzgünlük gibi başka negatif duyguları bırakmayan toplum, erkeğin kontrolsüz öfkesinden korkmaya başlar. Halbuki ağlamak gibi çok temel bir tepkiyi daha küçücükken erkeklerin ellerinden çekip alırsak, duygularını öfke dışında hiç bir tepkiyle ifade edemezler. Her negatif duyguyu kontrolsüz öfke sayan primitif ruhlar ordusu olurlar. Zaten toplum erkeğin kontrolsüz öfkesini en başından hoş gördüğü için bunu doğal karşılayıp hakikaten bir kontrolün mümkün olmadığını düşünür çoğu erkek. 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıkladığı Kasım ayı raporundan aynen alıntılıyorum. Verilere göre Kasım ayında 31 kadın öldürüldü. Kadın cinayetlerinin 7’si şüpheli ölüm, 8’inin nedeni tespit edilemedi, 11 kadın hayatına dair karar almak istediği için öldürüldü ve 5’i ekonomik sebepler bahane edilerek öldürüldü. Öldürülen kadınların 12’si tespit edilemeyen kişiler tarafından, 10’u evli olduğu erkek tarafından, 2’si birlikte olduğu erkek tarafından, 2’si erkek kardeşi tarafından, 1’i imam nikahlı erkek tarafından öldürüldü. 
Bütün bu cinayetler önlenebilirdi. Başta devlet, yargı ve emniyet güçleri ve daha sonra toplum erkeğin kontrolsüz öfkesini doğal kabul etmeyerek, sürekli kadınların aleyhine bahane üretmeyerek, yalandan tek taraflı ahlakçılık yapmayarak önleyebilirdi. 

Ama önlemek yerine gülmeye, alay etmeye, romantize etmeye, erotize etmeye, bahane üretmeye, hak etti demeye devam ettiler. Ya da işte o sırada televizyon izledikleri için duymadılar kadınların yardım feryatlarını.

Hayrunnisa Akar