“Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi

Bir şeycik olmadı -deneyin lütfen-

Aydınlığım deliyim rüzgarlıyım

Günaydın kaysıyı sallayan yele

Kurtulan dirilen kişiye günaydın”

Sadece bu satırları yazmama değil, sonsuza dek değişen bakış açıma da ilham veren dizeler bunlar. Gülten Akın’ın bu manifestosu ilk kez 1960 basımı olan ikinci şiir kitabında yer almış. Kitaptan neredeyse 30 yıl sonra dünyaya gelen ben, hayatımın 30. yılında ancak soruyorum bu soruyu kendime:Sahi, bunca yıl kısa saçlardan neden korktum? Saçlarım kısalınca neyin ortaya çıkmasından çekindim? Neden her seferinde saçlarımın “sadece uçlarını aldırmak” için oturdum kuaför salonundaki terapi koltuğuna?

Clarissa Pinkola Estes, yazımını 20 yılda tamamladığı 1992 tarihli Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında şöyle diyor: “Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık.” Kitabın başka bir bölümünde ise,bu kez işler yoluna girdiğinde nasıl hissedeceğimize dair bir öngörü var: “Kadınların gözleri yarattıkça parlar, sözleri seker, yüzleri hayatla kıpkırmızı kesilir,saçları bile daima ışıl ışıl görünür.” 

Tarihlere ve sürelere özellikle dikkat çekmek isterim. Bambaşka coğrafyalardan farklı hayatlara, farklı kariyerlere sahip iki kadın farklı zamanlarda aynı şeyi söylüyor. Saçları kesebilmek Gülten Akın’ın deyimiyle aydınlanmaya, kurtulmaya, dirilmeye işaret. Estes ise aynı şeyi hayat/ölüm/hayat döngüsünü kabul edebilmekle ve bu sayede sevgiye, yaratıcılığa,metanete ve bilgeliğe yer açabilmekle açıklıyor.

Bu gözlem yeteneğini kadınlarla sınırlı tutarken, bir parça haksızlık ediyor da olabilirim. “Saçlarımı hep kestim tutacak kadar kalmasın dedim/Çünkü bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur” dizelerinin sahibi Turgut Uyar’dan özür dilemeliyim.

Belli ki uzun saçlardan kurtulmak cesaret işi. Belli ki vakti var bu cesareti göstermenin. Burada saç denilen de bir tutam kıldan fazlası elbet.Kişi fiziğinde her neyi kamuflaj malzemesi yapıyorsa, duygularının önüne çektiği set her ne ise onunla vedalaşabilmeli. Günü geldiğinde.

Filmlerde ayna karşısında kendi saçını kendi kesen bir kadın gördüğümüzde biliriz ki ters giden bir şeyler var. Magazin servislerinin favori çalışmalarından biri, saçını ani bir kararla kısaltan ünlüleri deşifre etmek.Ayrılık acısı mı, boşandığı eşini unutamadı mı? Galeri için tıklayın!

Korunaklı hayatında, dayatılan normlara göre yaşayan, “güzel”değilse bile hiç değilse “çirkin olmama” mücadelesi veren kadınlar için kısa saç çok güçlü bir simge. Alnını, burnunu, kulaklarını ya da sivilcelerini saçları yasaklamaya çalışan bir kadının kısa saçla barışması belki de devrim.Duygularıyla barışıp meseleyi kökünden çözenler ise bizlere daha çok önderlik etseler keşke. Aramızda hala en fazla “omuz hizasında” saç kestirebilenler var çünkü!

Uzun saçlarıyla Rapunzel, saçlarını kendi hayrına kullanmayı bir türlü akıl edemeyen bir masal kahramanı. Yakışıklı prens ya da kötü kalpli cadı fark etmez; saçlarını yoluna serdiği kişilerin hiçbirinden de fayda görmüyor.Kabul edelim, herkes kendi derdinde.

Rapunzelin basiretsizliğini görmek kolay. İş ki, kendi kör düğümlerini çözebilsin insan. Kara saçlarını kesebilsin ya da uzatıyorsa eğer; kendi halatıyla evvela kendisi aşağıya insin. Çoktan kendi kayıp parçalarını bulan; böylece de ne tokalara, ne boyalara, ne örgülere ihtiyacı kalmayan tüm kadınlara da selam olsun.

Sevgiyle

Özge Canan Aydın