Geçen gün orta yaş üstü kadınların gelin-kaynana gıybetine maruz kaldım. Gelininden oldukça dertli olan hanım teyze “çocuklarıyla ilgileneceğine oturmuş yazı yazıyor, sanki başıma hattat olacak!“ diye küçümsedi gelinini. Oğlum çok yoruluyor‘lar, böyle kadın olmaz olsun‘lar, kocanın ailesini iyi tutmazsan böyle olur‘lar havada uçuştu. Bense yemek yeme bahanesiyle oturduğum misafirlik ortamında yaşını başını almış hanım teyzelere çemkirmemek için ağzımdaki kısırı itinayla çiğnemekle yetindim. Hem uzun uzun laf anlatsam ne olacak? Sanki beni ciddiye mi alacaklar? Senin daha yaşın kaç, hele bi evlen de öyle diye susturacaklar. 

Sahi, niye hiç saygı duymaz bu hanım teyzeler genç kadınlara? Neden akademik veya mesleki başarımıza, yeteneklerimize, becerilerimize, okuduklarımıza ve öğrendiklerimize rağmen bize asgari bir saygı dahi göstermezler? 

Zaten her şeyi yaşlıların daha iyi bildiği Türk toplumunda özellikle genç kadınlara zerre saygı duyulmuyor. Başka alanlarda ne kadar yetenekli olursak olalım sürekli bir elin oğlu ve pilav yapma muhabbetine indirgeniyoruz. Oğullarını sürekli korunmaya muhtaç birer kedi yavrusu gibi gören ve onları kendi yaşamsal ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar beceriksiz bulan, buna rağmen onlara sanki dünyanın 8. harikasıymış muamelesi yapan erkek annelerini hepimiz tanıyoruz. 

En vasıfsız erkeğin hiç bir argümanı kalmayınca (tabii şayet argüman üretme zahmetine girdiyse) “ama ben erkeğim“ diyerek üste çıkmaya çalışması ya da karşısındaki kadın filanca konunun uzmanı dahi olsa sırf erkek olduğu için o kadına had bildirmeye çalışması (bkz: mansplaining) gündelik yaşamın bir parçası.

Tüm kadınlar bilirler belli yaş üstündeki annelerin  evlendirip bir erkeğin otoritesine teslim etmeden onlara saygı göstermeyeceklerini. Saygı göstermek diyorum çünkü yaşını başını almış, çocuklarını evlendirmiş, kocasını elinde tutmuş, sıkıcı bir tahammül yaşamına katlanıp hanım hanımcık yaşlanmış bir kadın olmadan zaten saygı duymayacaklar. Genç bir kadınsanız ortalama bir Türk ailesinde misafir varken odanızda oturup resim çizemez, yazı yazamaz, kitap okuyamaz, deney yapamaz, hatta cilt bakımı hiç yapamazsınız. Vazifeniz hizmet etmektir ve kadınların misafir ağırlamasına dahi hizmet etmek denir; genellikle erkekler yapmaz zaten çünkü “erkek eline yakışmaz“ ya da en iyi ihtimalle “erkekler ne anlasın“ denir.

Ev işinin ve evde çalışan kadınların asla küçümsenmemesi gerekir. Ev işi tam zamanlı bir iştir ve dışarıdaki iş kadar saygıyı hak eder. Ama ev işinin ve evde çalışma isteğinin sadece kadınlara mahsus bir seçenek olmaması ve dışarıda çalışan kadının aynı zamanda tam zamanlı  olarak ev ve çocukla uğraşma zorunluluğunun olmaması lazım. Oysa çalışan kadınlar özellikle eşlerine ve onların ailelerine hizmet etmedikleri zaman onlara saygı duyulmuyor bu toplumda. Kimse yoğunluktan misafir ağırlayamayan kadına saygı duymuyor. Çünkü kadınların yoğunluğuna saygı duyulmuyor. Hatta ev içinde çalışan kadınların kişisel uğraşlarına vakit ayırmalarına hiç saygı duyulmuyor. Ama en azından kocalarına ve kocalarının ailelerine hesap veriyor olmaları koşuluyla kendi aileleri tarafından saygı görüyorlar. Hiç olmazsa fonda abuk sabuk bir kına gecesi türküsü çalıyormuşçasına „baba evi“ edebiyatı yapan sosyal medya paylaşımları yapıyorlar  “koca evine“ geçtikten sonra. 

Bekar kadınlar için durum daha iç karartıcı. Küçük oğlan kardeş sabahlara kadar aylak aylak sokaklarda gezdiği halde ablasını kıskanma ve kısıtlama hakkına sahip oluyor mesela. Anneye saygısızlık yaptığı vakit bile yemeği dakikasında ısıtılıp önüne koyuluyor. Gezmesine, sevgilisine hatta salaklığına bile saygı duyuluyor erkeklerin. Beceriksizliği kutsal erkekliğinin “çok erkeksi“ bir sonucu olarak kucaklanıyor. Evlenene kadar annesi, evlendikten sonra karısı tarafından arkası toparlanıyor nasılsa. Hem saf birer oğlan çocuğu muamelesi yapılıp hem en boş beyinlisine bile çok matah biriymiş gibi laf bölme, ahkam kesme, caka satma hakkı veriliyor. 

Erkeklerin kadınlar tarafından kahramanlaştırılması da aynı hikayenin parçası. Muhafazakar erkek modelinden, entelektüel erkeğe, ya da ikisinin karışımı yaşam koçu çerçevesine sıkıştırılmış erkek modeline kadar buz gibi saygı ve hayranlık duyulan “adam gibi adam“lar ve onların itaatkar ve kırılgan kadın hayranları son nefret objem.

Gürültülü ve özgüvenli erkek kalabalıklarını hepimiz biliriz. Erkeklerin gürültüsüne daha doğrusu baskın erkekliğe saygı duyuluyor bu toplumda. Şakaya vuruluyor, hoş görülüyor ve korku uyandırıyor beceriksiz ama hükümdar erkeklik. Kompleksli megaloman erkekler ordusu ve bu paşaları yetiştiren eril annelere inat biz kadınların birbirimize saygı duymamız ve alan oluşturmamız lazım. Kulağa vasat bir Osmanlı dizisi gibi gelse de maalesef gerçek bu. Kadınların başka kadınların gıybetini yapmaması lazım. Eril annelerin hükümdarlığını saygı toplamak için gıybet zinciri kuran genç kadınlar besliyor. Ahlakçılık yapan, kadını şeytanlaştıran, kadını kadına düşman eden bu zihniyetten kurtulmamız lazım. Onların saygısızlığına karşılık kendimize ciddi saygı duymamız lazım. 

Hayrunnisa Akar