Queer kimlik,  en basit tanımıyla ‘akışkan kimlik’ olarak açıklanabilir. Ancak kelimenin kökenine indiğimizde daha çok tuhaf, garip ve anlamına geldiğini ve argoda bazı kullanımları  olduğunu görüyoruz. Önceleri aynı zamanda dışlayıcı ve ötekileştirici  bir tutum güdüldüğünde sıklıkla kullanılan  kelimenin  bugün üçüncü dalga feminizm , cinsiyet kimliği hareketi ve toplumsal cinsiyet ifadesinde kullanımının yaygınlaştığını gözlemliyoruz. Paul Goodman’ın 1969 yılında yayınlanan ‘The Politics of Being Queer’ ( Queer Olmanın Siyaseti ) kitabı kelimenin  “yeni” anlamıyla kullanıldığı ilk örneklerden biri olarak gösterilebilir.

 Queer hakkında iktidar ( siyasal, toplumsal ataerkillik ), aktivizm ( LGBTI+, kadın, toplumsal cinsiyet) ve beden gibi birçok alanda görüşler bulmak mümkün. Ancak bu yazımda ‘Beden’ kısmına değinmek istiyorum.

Queer’e yönelik ilk atıflardan biri olarak belki de Carl Jung’un arketipleri örnek gösterilebilinir. Kadınlığı ve erkekliği her insanın kendi vücudunda taşıdığı, bunun bir bütün olduğunu söyleyen Jung, sağlıklı olanında bu kadınlık ve erkeğin aynı bedende birbirine yakın olması olduğundan bahseder. Toplumda çok fazla zıt kutuplara atılıp, keskin çizgilerle birbirinden ayrılmaya çalışılan kadınlık ve erkekliği ‘Yin Ve Yang’’  felsefesi ile de açıklayabiliriz diye düşünüyorum.

Çince’de  Yin, karanlık taraf, Yang ise aydınlık taraf anlamına gelir ve Çin felsefesine göre Yin ve Yang ‘ Zıtlıklardan doğan birlik.’  anlamına gelmektedir.

Bu durumu beden ile bağdaştıracak olursak kadın ve erkek bedeninin bir bütün olduğu, aynı beden üzerinde hem kadın hem de erkek olarak varlığımızı sürdürebileceğimizi düşünebiliriz. Bunları birbirinden keskin çizgilerle ayırmamız bir bütünlüğü bozmamız gibi olacaktır.

Cinsiyet çalışmalarına önemli katkıları olmuş Judith Butler ise  ‘ Cinsiyet Belası’ adlı kitabında performativite kavramından bahseder. Kavram, cinsiyet ifadesini günümüzde bu denli keskinleştiren şeyin içinde bulunduğumuz toplum olduğunu söyler ve hepimiz bir beden içerisinde hem kadın hem erkeğiz ancak buna yönelik ifade ediş şekillerimiz farklı der. Örneğin bir kadının başka bir kadına göre daha feminen olması kendini o beden içerisinde nasıl ifade ettiği ile ilgilidir. Bu yüzden iki kadın arasında karşılaştırma yapmak ve bir ‘olması gereken’ biçmek çok da doğru olmayacaktır. Aynı durum kendini daha feminen/maskülen  ifade eden bir erkek için de geçerlidir.

Tüm bu cinsiyete yönelik toplumda üretilen atıflar birikerek normları oluşturur ve ilk yazım olan ‘’İlk İzlenim ve Duruş : Beden’’ yazımda da bahsettiğim gibi şekilci bir varlık olan insan toplum tarafından üretilen bu kalıpları alır ve uygular. Çünkü uygulamadığı zaman ‘Öteki’ olma durumu ile karşılaşabilir.

Şekil kavramı ise normlar ile bir araya gelince etkisini ilk olarak bedende gösterebiliyor diyebiliriz. Cinsiyete yönelik toplumda biçilen normlar olması gereken bir temsiliyet varmış gibi davranılmasına sebep olabiliyor. Kıyafet, saç, makyaj, belirli beden ölçüleri…

İşte günümüzde queer in hareket olarak normları sorgulamaya başladığı nokta tam da burada başlıyor. Örneğin; sosyal medyanın da etkisi ile makyajın kadına özgü olduğu tabusu son yıllarda önemli bir biçimde yıkıldı ve başarılı erkek makyaj sanatçıları görmeye başladık. Bu durum makyaj yapma isteği konusunda başka erkekleri de cesaretlendirdi ve bu yıl itibari ile önemli makyaj markalarının erkek yüzler ile çalıştığını da görebiliyoruz.

Yine başka bir örnek olarak kadın bedeninin tüysüz olması gerektiğine yönelik düşünceler ünlü isimlerin ödül törenlerinde verdikleri pozlar ile tabu olmaktan çıkmaya başladı  ve bugün bir hareket haline dönüştü. Yakın geçmiş olan doksanlar ile karşılaştırdığımızda da bedene yönelik ‘sıfır beden’ anlayışının da geride kaldığını görüyoruz. Kendi bedenleri ile barışık , kendilerini oldukları gibi kabul eden insanlar ve beden olumlama özellikle her dönem karşılaşılan yeni normlar oluşturma akımını yıkıyor ve normsuz bir varoluş çiziyor.

Günümüzde bedene yönelik daha şeffaf , akışkan bir kimliğin temsilinin kısa ve küçük örnekleri olsa da bedene yönelik yıkılan her norm cinsiyet normlarının da yıkıldığının bir işaretidir. Bence önemli olan ise geçmişte yapıldığı gibi bu normlar üzerine yeni normlar üretmek yerine normsuz yaşayabilmeyi hayata geçirebilmektir.

Sonuç olarak cinsiyet yüzyıllardır keskin çizgiler ve sert duvarlarla çizilmiş bir imge olsa da 21.yüzyıl itibari ile bir şeffaflaşma hareketi görebiliyoruz. Bu imge ne kadar daha şeffaflaşırsa toplumsal boyuttan başlayan ve beden de dahil birçok alana yönelik çok daha az kategorizasyon görmeye başlayacağımızı umuyorum.

Yazımı queer bedeni ve beden olumlama hareketini doğru bir noktadan ifade ettiğini düşündüğüm bir sözle sonlandırmak istiyorum.

‘’Amacı kenarda kalanın merkeze çağrılması değil, bizzat merkezin darmaduman edilmesidir.’’

Kürşat Keşan