Herkese merhaba sevgili dostlarım. Beden Olumlama’daki ikinci yazımın girizgahını “kız kardeşlerim” diyerek yapmak isterdim fakat biliyorum ki içimizde erkekler de var. Çünkü ne feminizm ne de beden olumlama yalnızca kadınları kapsamıyor; toplumun cinsiyet, sosyoekonomik, sosyokültürel vs. konumları fark etmeksizin tüm kesimlerini içine alıyor.

İlk yazım olan “Kadınlar Yürüyor: Ne İstiyoruz”, yazmayı hedeflediğim seriye giriş minvalinde idi. Devamında kadınların ne istediği üzerinden çeşitli başlıklarla, düzenli olarak bu konuları konuşuyor olacağız. Eğer özellikle değinmemi istediğiniz, bunları konuşalım dediğiniz konular varsa bunları sosyal medya hesaplarım aracılığıyla bana mutlaka bildirmeyi unutmayın!

Bugün kadınların ne istediğini “özgürlük” kapsamında değerlendirelim istedim. Evet, hepimiz özgürlüğümüzü istiyoruz gayet tabii bir dürtü olarak fakat özgürlükten kastımız ne ve bu özgürlük nasıl sağlanabilir?

Ortalama bir Türkiyeli aile yapısında kız çocukları daha “edepli”, ağırbaşlı olmak üzere yetiştirilir. Eve giriş çıkış saatlerimiz, giyebileceklerimiz, aile içi sorumluluklarımız, geleceğe dair planlarımız hep bellidir ve sınırları çizilmiştir. Aile yapılarımız farklı farklı olsa da, yaşadığımız toplumun genel kabul görmüş normları içerisinde bu sınırların etkisini iyi kötü hepimiz, bütün kadınlar olarak hissederiz. Ben kendimi bir kadın olarak tek başıma var edebilmem için kendi imkanları dahilinde bana bütün olanakları sunan bir ailede yaşadığım için sanırım “şanslı” kesime dahilim. Şanslı diyorum çünkü kadınlığa her açıdan bu kadar çok ket vurulan bir toplum yapısında buna sahip olabilmek pek çok açıdan önünüzün açılmasını sağlar. Tabii ki bu kesime dahil olan çok fazla kadın var ama bunun tam tersi durumu kapsayan “şanssız”lar grubu oran olarak o kadar fazla ki, bununla mücadele edebilmek ve her kadına eşit hak sağlayabilmek için hepimize çok büyük görev ve sorumluluk düşüyor.

Aslında özgürlük diye bahsettiğimiz olgunun, temelde bütün toplum bazında ele alınması gerek. Belirli bir sistemin çarklarını oluşturuyoruz. Nikos Kazancakis diyor ki: “Özgür değilsin, yalnızca senin bağlı bulunduğun ip diğerlerininkinden daha uzun.” Yani aslında hepimiz, sistemin bize sunduğu çerçeveler dahilinde bir özgürlüğe sahibiz. Akşam yiyeceğin yemeği seçmekte özgürsün ama o yemeği hazırladığın gıdaların geldiği süreci, geçirdiği kimyasal işlemleri düzeltme, değiştirme, seçme özgürlüğüne sahip değilsin. Çok basit ve temel bir örnekti.

Bu bağlam içerisinde, özgür olmayan bir dünyada özgür olmayan bireylerin durumunu sorgularken kadının yerini ele almaya çalışmak, kadına sanki ayrıcaymışçasına bir özgürlük alanı yaratmaya çalışmak, Camus’nun Sisifosunun çabaları gibi zor ve anlamsız görünüyor. Oysaki komplike görünen ve dolaylı olarak anlatmaya çalıştığım; zaten özgürlüklerimizin kısıtlanmış ve engellenmiş olduğu bir dünyada, topyekün bir kurtuluşu sağlayabilmek için öncelikle kadınlar özgür kılınmalıdır. Ancak kadına temel hak ve özgürlüklerin tanındığı bir dünyada gelişme ve ilerleme söz konusu olabilir. Bunun yolunun aileden geçtiğine inanıyorum. Kız çocukları ne kadar özgüven sahibi, eğitimli, ahlaklı, kültürlü, merhametli yetiştirilirse o kadar kalkınma sağlanabilir. Aynı şekilde erkek çocukları da ne kadar aynı özelliklere sahip olarak yetiştirilirse kadının öneminin farkına varacak bilince sahip olur ve önümüz o kadar açılır.

Sanattan bilime, kültüre, felsefeye varana kadar kadınlar olarak kendimizi bütün bu alanlarda var etmemiz gerekir. Tabii bunun için de en başta öldürülmememiz gerekir. Hukuk sistemi ne kadar adaletli işlerse o kadar güvenlik sağlanır. Erkekler aileden ne kadar düzgün yetiştirilirse bu güvenlik ihtiyacı da bir o kadar azalır. Ailede başlayan özgürleşme ve özsaygı bilinci, hukuğun kadını tanımasıyla birlikte bizi kadının her alanda etki gösterdiği, adil bir toplum düzenine götürür.

Kadınların özgürlüğü hiçbir bireyin ya da topluluğun vicdanına bırakılmamıştır. Dolayısıyla kadınlara özgürlük verilmesi bahsi, hiç kimseden gece yarısı eve dönebilme izni alabilmek gibi bir şey değildir; toplum normlarını kadının var olduğuna, erkek bireylerle eşit haklara sahip olduğuna, kendini birey olarak var etmesi gerektiğine evriltme meselesidir.

Bütün kadınların acıları, aşkları, kahkahalarıyla var olduğu ışık dolu günlere!

Sevgiyle…

Dilan Yılmaz