Yakın zamanda “tecavüz” konulu yazımdan sonra sinemada bu mevzunun oldukça fazla beyazperdeye taşınmış olduğunu düşünmeden edemedim. Bizim dahi Türk filmlerinde “gazozuna ilaç atmak” klişesine sahip olduğumuzu inkâr edecek değiliz. Hayatın izdüşümü olan sinemada Nuri Alço’ ların oluşmasının hiç zor olmadığını ülkemizin kadına yönelik şiddet tarihçesini incelediğinizde anlarsınız. Bu şiddetin olağan (!!!) karşılandığı yıllarda bunun sinema ile beslendiğini inkâr edecek değiliz.” Beyazperdeye seni yansıtıyorum.” savunması ile aslında çoğu durumun olağanlaşmasına ve kanıksanmasına katkıda bulunuyoruz; evet, bu doğru…

         Bilinçaltımıza gönderme yapan hatta tam anlamıyla deşen sinema türü aslında istismar sinemasıdır. Böyle tekil düşünüldüğünde hoşa giden bir tanım gibi gelebilir; istismar edilen konular işlenerek toplumsal bilinci arttıran film türü gibi.

       Exploitation…

       Suç işleme, suça teşvik, kan, cinayet, şiddet, uyuşturucu teşviği ve kullanımı, cinsellik, Irkçılık gibi konuları tek başına ya da hep birlikte çiğ bir şekilde kimi zaman sanatsal kaygıdan uzak seyirciyi sömürerek kullanan sinema türüdür İstismar Sineması.O kadar çok çeşidi var ki aklınız durur; ana akımın pek fazla değinmediği ya da naif değindiği konuları ve olayları tüm çıplaklığıyla işleyebilir istismar Sineması. Seks, şiddet, korku sömürülür; bilinç altımıza seslenilir bu filmlerde. Korku filmlerinin birçok türü, nazi filmleri, hapishanedeki kadın filmleri, zenci istismar filmleri gore filmler, slasher filmler vs vs… Liste çok uzun inanın bana…

     Bilinçaltınızı deşerek sömürülecek konu o kadar çok ki, ama özellikle iki duyguyu sömürür bu filmler “tutku” ve “korku” Kafası karışanlar için bilindik birkaç isim söyleyeyim: Tarantino filmleri genelde istismar sinemasına referans olabilmektedir. Testere serisi ve gençlerin patır patır öldürüldüğü filmler istismar filmleridir.

      Kadın da dünyada en fazla istismar edilen cinsiyet olduğu için istismar sinemasının başrol oyuncusu kadın ve bedenidir elbette. Sinemada erkeğin gözlerinden görünen kadın, aslen erkeğin korkusunu yansıtmaktadır sinemanın ilk yıllarında. 70’ lerde popülerleşmeye başlayan istismar sineması 90’larda sansürün de kalkmasıyla ana akım sinemayı etkiler bir tür olmuştur; tabi bunda bağımsız sinemanın atağını da yadsımamak gerekmektedir. İstismar Sineması örneklerinde genelde kadın mağdurdur: tecavüz edilir, kesilir, öldürülür, kurban edilir, kaybolur, meta olarak kullanır… Bazı örneklerinde küllerinden doğarak intikam da alır ama bu intikam durumu doksanlı yıllarda ana akımın içine sızmasıyla başlamıştır, bir nevi yumuşamıştır istismar sineması. Özünde kadını bir imge olarak değil de bir meta olarak kullanan istismar sineması seksi merkeze aldığı örneklerinde işin tadını iyice kaçırmıştır.               

      Seks, kadın ve ölüm üçgeninde bir gidip bir gelen istismar sineması sinemanın akademik olarak en çok yazılıp çizilen dalıdır. Bu bağlamda da sinema görevini yerine getirip gerekli ya da gereksiz bilinçaltımızı su yüzüne çıkarmıştır diyebiliriz. İzlediğim istismar sineması örneklerini düşündüğümde yüzdesi yüksek bir bölümünde cinsel içerik türün en aranan özelliği olduğundan kadın ve bedeni baş roldedir.

      1920 lerde doğup, yetmişlerde gelişip doksanlarda da bağımsız sinemanın etkisi ve sansürün kalkmasıyla altın yıllarını yaşasa da istismar sineması; sanki tarihçesi sinema kadar eski gibi gelmektedir. Sadece istismar edilecek konular değişir, çeşitlenir. Aslında “sinema neyi gösteriyorsa ya da sen neyi anlıyorsan o” ise, bastırılan sana seslenen öteki sinema senin içgüdülerine itibar etmeni sağlamaya çalışıyor bir nevi… Her an birine tecavüze hazır, şiddet düşkünü, bastırılamaz ve kırılamaz egonun olduğunu hatırlatıyor ve seni korkutuyor. Bu tarz bir egon yoksa bile kuruyor belki de ve bu kurulumda da kadına yine baş rol veriyor. Bu tür, ahlak/ahlaksızlık,  iyi /kötü, güzel /çirkin, vahşi ve dinsel ya da sosyal tüm argümanlarını kadın ve kadın temelli felsefeler üzerinden kuruyor aslen; çünkü sinema seyircisini istismar etmenin en iyi ve en ses getirici yolu kadın üzerinden kurmak oyunu…

     Erkek traş losyonu reklamında bile kadın figürünün kullanılması bence bariz bir istismar sineması etkisi, komik, ama öyle… Yoksa ne işi var kadının o reklamda. Kadın hijyenik pedi reklamında görmedim bir erkek, varsa da ben bilmiyorum…. Bu da toplumsal riyakarlığımızın medyadaki yansımasının küçük bir örneği gibi durmuyor mu? Düşündüm de Türk televizyonlarındaki bazı film ve dizilerde bu türün incelenebilir örnekleri olabilir. Doğruyu söylemek gerekirse “Parçala Behçet” ile başlayan istismar Sineması örneklerimiz televizyonda “Kurtlar Vadisi” ne kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahip gibi görünüyor bana.

        Ezcümle, seks, şiddet, uyuşturucu, ırkçılık, korku gibi gerçek hayatta istismar edebildiğimiz tüm detaylar yedinci sanat da böyle vücut buluyor efendim. Sevin ya da nefret edin; isterseniz yokmuş gibi davranın ama en çok sinema okuması yapılan filmler istismar sinemasından çıkar. En önemli temsilcilerinden Trier’in de dediği gibi “İyi bir film ayakkabının içindeki taş gibidir, yürüdükçe batar.”

Melike Pehlivan İşler