(Atölye Ren Röportajı, Gözde Karatekin – Hayrunnisa Akar)

Geçen haftaki yazımda hızlı modadan bahsetmiştim ve bunun bir yazı dizisi olacağını ifade etmiştim, pek sevgili okur. 2019 yılı hepimiz için daha iyileştiğimiz, güzelleşmeye ruhumuzdan başladığımız bir yıl olsun istiyorum. Daha düşünceli, daha zarif yaşayalım istiyorum. İşte bu yüzden ne yazık ki içinde yaşadığımız, doğayı, kadınları, sahici ve özgür olan her güzelliği tahakküm altına almaya çalışan bu sistemi eleştirmekle yetinmek istemiyorum.

Sana bir sürü değerli kadını  tanıtmak istiyorum. Alternatifler sunmak istiyorum. Bu hafta hızlı moda serisinin ikinci bölümünde beni çok heyecanlandıran bir “yavaş moda” girişimciliğini konuk ediyorum. Atölye Ren’in kurucusu olan sevgili Gözde Karatekin’le her cümlesi ayrı başlık niteliğinde olan bir röportaj gerçekleştirdik.

Çevreye duyarlı, minimalist, yerel zanaatkarlarla adil ticaret ilkelerine bağlı ve “kadınların öncelikle kendi bedenleri, diğer kadınlar ve yeryüzü  ile şefkatli, özen gösteren ve dayanışmacı bir ilişki kurmasını“  hedefleyen bir giyim markası Ren.

Beden Olumlama Hareketi’ne konuk olduğu, sorularımı içtenlikle yanıtladığı ve değerli bilgiler verdiği için Gözde’ye çok teşekkür ederim. Keyifli okumalar…

Bize Atölye Ren’i ve kurucusu olarak kendini biraz tanıtır mısın?

-Merhaba, ben Gözde Karatekin. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunuyum. Yaklaşık 3 sene kurumsal çalışma deneyimim oldu. Kasım 2017’de tam zamanlı olarak Ren’i kurdum.

Ren,  İstanbul’da kurulmuş minimal, rahat ve fonksiyonel giysiler üreten doğaya duyarlı,  beden-kapsayıcı (size inclusive) bir giyim markası.

Temelinde sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk ilkeleri yatıyor. Amacı kadınların öncelikle kendi bedenleri, diğer kadınlar ve yeryüzü  ile şefkatli, özen gösteren ve dayanışmacı bir ilişki kurmasını sağlamak. Bütün parçalar minimal sorumlu bir giyinme pratiğini tamamlayacak şekilde özenle tasarlanıp, incelikle dikiliyor. Şu an dikim sürecimiz İstanbul’da, diğer tüm operasyonlar Edremit’teki atölyemizde gerçekleşiyor.

Temel değerlerimiz: Şefkat, özen, özgürlük, çeşitlilik ve dayanışma.

Nasil bir ekibiniz var?

Ren için tam zamanlı olarak çalışan tek kişi benim. Üretim sürecinin yanında tüm operasyonel süreçleri yönetiyorum.

Üretim sürecinde tasarımları yapıyorum, kalıpları çiziyorum ve kumaşları dikime hazırlamak için gereken kesim ve diğer bütün ön işlemleri gerçekleştiriyorum. İstanbul, Kadıköy’de yaklaşık 25 yıldır terzilik yapan Tekin Ağabey dikim sürecinde bana destek oluyor. Çok uzun yıllar hazır giyim üretiminde bir çok firmada çalışmış. 3 senedir de kendi atölyesinde çalışıyor. Onunla adil ticaret ilkelerine dayalı bir şekilde çalışıyoruz.

Üniversiteden çok yakın 2 arkadaşım da bir çok süreçte Ren’e destek oluyor. Ben takım çalışmasına çok inanan biriyim ve fikirleri tartışmayı, paylaşmayı, birlikte geliştirmeyi çok seviyorum. O yüzden Merve ve Altay ile düşünsel temelde her şeyi birlikte yapıyoruz zaten. Operasyonel olarak ise, Altay tüm dijital pazarlama süreçlerinde destek oluyor. O da Datça’da kendi dijital pazarlama ajansını kuruyor bu sıralar. Merve ise PR süreçlerinde destek oluyor. İletişime geçmek istediğimiz kişi ve kurumlarla yazışmaları gerçekleştiriyor. PR stratejimiz üzerine çalışıyor. Bir yandan da tam zamanlı olarak kurumsal bir firmada çalışıyor.

Ailem çok destek veriyor. Örgü koleksiyonumuzdaki kazakları annem örüyor mesela. Kardeşim ve kuzenim modellik yapıyor. Aslında epey kalabalığız. Herkes tüm kalbiyle Ren’i büyütmeye çalışıyor.

‘Okulda beden politikası ve iktidar üzerine okumaya başladıkça aslında tüm bu kuralların bedenim ve “kendiliğim“ üzerinde kurulan toplumsal bir tahakküm olduğunu fark ettim.’

Alternatif moda sektöründe girişimcilik fikri nasıl ortaya çıktı?

-Alternatif moda sektöründe bir iş yapmalıyım diye düşünmedim aslında başlarda.  Benim derdim giyinmekle idi. Küçüklüğümden beri nasıl giyinmem gerektiği ile ilgili koyulan kuralları kabul etmekte zorlanıyordum. Okulda üniformalarla, çalışma hayatında “dress code”larla mutsuzdum.

Bedenimin şekli ve ölçüsü üzerinden, ve bu bağlamda giydiğim giysilerin uygunsuzluğu, yanlışlığı üzerinden zorlamalara maruz kalıyordum. Kendimi en kolay, en hızlı ve en severek giysilerle ifade ediyordum oysa. Yani “dress code” lara uymayan o her bir parçayı giymemin bir anlamı vardı benim için.

Okulda beden politikası ve iktidar üzerine okumaya başladıkça aslında tüm bu kuralların bedenim ve “kendiliğim” üzerinde kurulan toplumsal bir tahakküm olduğunu fark ettim. Münferit meseleler değildi yani. Kendi giysilerimi tasarlamaya ve dikmeye başladım önce. Hep ellerimle bir şey üretmekten zevk almıştım zaten. Örneğin, bahçe işleri ile uğraşmak, seramikle çalışmak, marangozluk bunlar da ilgilendiğim diğer üretim alanları.

Kurumsal hayatın değerleri ve düzeni de bana uymuyordu. Dikiş kursuna başlamıştım o dönemler bir de. Ayşenur Arslanoğlu’nun Kuzguncuk’taki atölyesinde, Terzihane’de, dikiş öğreniyordum. Ayşenur muhteşem bir kadın. Çok güçlü, yetenekli, zeki ve duyarlı.  Onun fikirleri, onun seçtiği yol, kendisi çok büyük ilham kaynağıydı. Kendime alternatif bir yaşam kurabileceğimi onun sayesinde fark ettim. 2017 yılının sonunda “denemeliyim artık” diye düşündüm ve istifa ettim. Bir kaç ay sonra Ren’i kurdum.

Tabii, okuduğum okul gereği toplumsal ve ekolojik meselelerle epey ilgili olduğum için hızlı moda endüstrisinin tahrip eden, sömüren ve yıkıcı etkilerinden haberdardım.Ren’i üzerine inşaa ettiğim üretim yöntemleri ve süreçler bir seçim değil o yüzden.

İnanıyorum ki bundan sonra kim ne iş yaparsa ya da yapacaksa yapsın, adil, ekolojik ve iyi yapmak zorunda.

Tasarımlarınızı popüler markaların ürünlerinden ayıran temel özellikler neler? Nasıl bir tasarım ve üretim süreciniz var?

-Bir ifade aracı olarak gördüğümüz giysilerimizin içinde bulunduğumuz topluma ve dünyaya nasıl bir etkisi olduğunun farkındayız. Yavaş Moda’nın üretim ilkelerini benimsiyor ve temiz, adil ve şeffaf olmaya gayret ediyoruz. Hakkaniyetli, incitmeyen, özen gösteren ve şefkat besleyen, kapsayıcı tasarım ve üretim modelimizden detaylıca bahsedeyim isterim.

Tasarım sürecine kumaş tedariği ile model belirleme süreçlerimizi bir arada yürüterek başlıyoruz. Doğal, kaliteli ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak materyaller ile çalışmak birinci önceliğimiz.

Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde, depolarda atıl kalmış ya da fabrikaların ıskartaya çıkardıkları yüksek kaliteli, doğal kumaşların arasından, o sezon için aklımızda olan renk, desen ve dokuda olanlarını seçiyoruz.

Modelleri ve onları hangi kumaşlardan dikeceğimizi belirledikten sonra ilk numuneleri üretiyoruz ve test ediyoruz.

‘Sipariş üzerine üretim yapmak, sipariş veren kişinin isteklerine göre kişiselleştirme imkanı da sunuyor.’

Doğallık, kalite, dayanıklılık, rahatlık, fonksiyonellik ve estetik olarak kriterlerimize uygun olan modellerle stoklarımızı oluşturmaya başlıyoruz. Websitesi üzerinden yapılan satışlarda sipariş üzerine üretim yapıyoruz.

Bu sayede, üretim fazlası ve bundan doğan atık riskini azaltmış oluyoruz. Kumaş atık oranını minimize edecek şekilde, kesim işlemini gerçekleştiriyoruz. 

Sipariş üzerine üretim yapmak, sipariş veren kişinin isteklerine göre kişiselleştirme imkanı da sunuyor. Özellikle ölçü ve ürünün boyu konusunda müşterilerimizden kişiselleştirme talepleri alıyoruz. Buna imkan sağlayan bir sistem kurgulamak çok keyifli.

Kestiğimiz kalıpları, beden ve modellerine göre ayırıp, terzimiz Tekin Ağabey’e götürmek üzere paketliyoruz. Buraya kadar olan süreçte ben çalışıyorum. Bu işler, Edremit’teki atölyemizde gerçekleşiyor.

‘Tekrar tekrar, farklı amaçlarla kullanılabilecek bez torbalar kullanıyoruz.
Bu torbaları ben dikiyorum.’

(Ren’in usta terzisi, Gözde‘nin Tekin Ağabey‘i)

Dikim işlemi ise Tekin Ağabey’in Kadıköy’deki atölyesinde yapılıyor. Tekin Ağabey, 25 yıldır terzilik yapıyor. Gençlik yıllarında çırak olarak tekstil atölyelerinde çalışmaya başlamış. Son 3 yıldır, kendi atölyesinde işlerini yürütüyor. Yaptığı işi çok seven, titiz ve özenli birisi. Yeniliğe, kendini daima geliştirmeye ve dürüstlüğe önem veriyor. Tüm ürünlerimiz onun elleriyle incelikle dikiliyor. Yaptığı işlerin kalitesine hayran olmamak mümkün değil. Beni teknik anlamda da çok geliştiriyor.

Özenle dikilen ürünler, ekolojik paketleme çözümlerimizle paketleniyor. Tekrar tekrar, farklı amaçlarla kullanılabilecek bez torbalar kullanıyoruz. Bu torbaları ben dikiyorum. Yaptığımız işte, olumlu çevresel ve sosyal etki yaratmaya odaklanıyoruz…