Aneroksiya nervoza, çok düşük beden ağırlığına neden olacak biçimde yiyecek tüketiminin sınırlandırılması ve sonuç olarak bireyin vücut kitle endeksine göre sahip olması gereken ağırlıkta olmamasını ifade eden bir yeme bozukluğudur. Burada önemli olan noktalar kişinin kilo almaktan korkması, şişmanlamaktan korkması ve bu nedenle kendi yiyecek alımını kısıtlamaya gitmesidir. DSM 5 ( Ruhsal Bozukluklar Tanısal Ve İstatistiksel El Kitabı) ‘de aneroksiya nervoza bu tanılar ile yer almaktadır. Aneroksiya nervoza tanısı alan kişilerin vücutlarının bu duruma dayanamamasından hayatlarını kaybettikleri  ya da intihar teşebbüsünde bulundukları sıkça görülmektedir.

To The Bone ise bizlere genç Ellen’ın hikayesini aktarıyor. Ellen , çizim yapmayı seven ve çizimlerini Tumblr’da paylaşan bir genç kızdır.Yaptığı çizimlerdeki vücut ölçülerine sahip olmak isteyen bir takipçisinin intihar etmesi sonucu bu durumdan oldukça etkilenir ve kendini çok kötü hisseder, çizim yapmayı bırakır. Babası ve annesinin boşanması ve yeni evlilikler yapmaları ise aile yaşantısını ikiye böler ve Ellen’in rahatsızlığı ilerler.

Çok az yemek yemeye başlar ve yediği yemeklerden sonra ise mekik çekerek, koşarak aldığı kalorileri yakmaya çalışmaya başlar. Öyle ki kaburgaları çok net bir şekilde sayılacak hale gelir ve vücudu kendini sıcak tutmak için tüy çıkarmaya başlar. Babası ve onun yeni eşiyle kalan Ellen , üvey annesi tarafından çeşitli terapi merkezlerine götürülse de hızla kilo vermeye devam eder.

Bir gün üvey annesi ona çok iyi bir doktor bulduğundan bahseder ve onu Dr.William Beckham’a götürür. Dr.Beckham , Ellen’a onu tedaviye ancak o gerçekten isterse kabul edebileceğini söyler. Burada doktorun söylemeye çalıştığı şey aslında yeme bozukluklarının inatçı olmasından kaynaklıdır. Çünkü yapılan çalışmalara göre yeme bozukluları olan birçok kişinin aile yaşantısında büyük problemler görülmüştür ve bugün tedavi süreçlerinde sıklıkla aileler ile birlikte terapi yapılmaktadır ki bu kişi içinde ailesi içinde zorlayıcı olabilmektedir.

Ellen kısa bir süre düşündükten sonra terapiyi kabul eder ve Dr.Beckham onu içindekilere ‘eşiktekiler’ adı verilen bir terapi evine gönderir. Evdeki herkeste Ellen gibi yeme bozukluğuna sahiptir. Evin belirli kuralları vardır ve Ellen bu kurallara uymadığı takdirde atılabileceğini de tam olarak eve ilk girmiş olduğu gün öğrenir. Ancak yine ilk günlerinde bu kuralların ihlal edildiğini de görür. Kendisi de daha öncelerde yaptığı mekik çekme, hızlı yürüme gibi alışkanlıklarını devam ettirmeye çalışır.

Evde kişilerin kaldığı odalarda kapı yoktur. Bu yemek saatinden sonra koşarak , kusarak ya da direkt yemeği çıkararak enerji alımını kısıtlayıcı hareketler yapmamaları içindir. Ancak evde aylardır bulunup olumlu yönde ilerleyenlerde  bulunmaktadır.

Ellen ise uzun bir süre yemek yememek için direnir ve en sonunda evden çıkar ve annesinin yanına gider. Annesi ona rahatsızlığının onu çok üzdüğünü söyler ve Ellen’a kendi kucağında  biberon ile süt içirmeyi teklif eder.Ellen ilk başta bunu reddetse de birkaç saniye içinde kararından geri döner ve bu adım hikayenin gidişatını da değiştirecek bir adım olur.

Aslında son sahnede yeme bozuklarında genellikle görülen aile ilişkilerindeki kopukluklara yapılan atıf da önemli bir nokta. Çünkü yapılan çalışmalar yeme bozukluklarına sahip kişilerin aile ilişkilerindeki kopukluklardan kendilerini sorumlu tuttukları ve yeme davranışına bunu bir tür kendini cezalandırma gibi yansıttıklarının hiç de az görülmediğini ortaya koymaktadır.

Son olarak yeme bozukluklarının beden olumlama ile ilişkisine bakacak olursak; beden olumlama kişinin kendi bedeni hakkında söz sahibi olan olduğunu, belirli ölçüler ve normlar ile ( sıfır beden gibi…) bedenin sınırlandırılamayacağını ve olumlama kısmı ile de bu normların kişilerin ruhsal durumlarına olan olumsuz etkisini ortadan kaldırmayı ve pozitif bir algıya çevirmeyi ele alır. Ancak bu olumsuz algılar kişiden değil tıpkı normlar, beklentiler gibi çoğunluğun algılama şeklinin kişiye dayatılmasından kaynaklıdır.

Sonuç olarak ‘Beden Olumlama Hareketi’ tıpkı cinsiyet çalışmalarındaki queer gibi bir merkezin dağıtılış hareketidir. Çünkü beden tek tip değildir ve çoğuldur ve çoğul olan bir e-şeyin tek bir merkezde toplanması bir tek tipleştirmedir ve doğru değildir.

Kürşat Keşan