İnsanlığın en eski, en özgün eseri “dil” dir. Dil yaşamımızdaki en sosyal varlıktır. Doğar, evrilir, büyür hatta ölür. Fazlasıyla kültürel bir varlıktır aynı zamanda. Onu kullanan insanların bilinç altını dahi ortaya serebilen gücünün hafife alınmaması gerektiğini düşündüğüm çok önemli bir yaşam aracıdır dil. “Dil” olmadan hayata devam etmek çok kolay olmaz,  o yüzden altı boş, “sözcüklere çok takılmayalım.”  eleştirisi bana her zaman çok aptalca gelmiştir. Tüm hayatımızı kuran dilde neye takılmamamız gerek?

Dilde cinsiyetçilik tüm dünya dillerinde vücut bulmuş bir problemdir. Cinsiyetçilik en basit ve en anlaşılabilir tanımıyla cinsiyete bağlı toplumsal rollerin kalıplaşmasını destekleyen davranış, koşul ve yaklaşımlardır. Bunun dilde yansıması da dilde simetri veyahut asimetri ( bay / bayan), erkeğin rolünü normal kadının rolünün aykırı olduğunu ifadesi (kadın doktor) ve kadın cinsiyetinin aşağılanarak kullanılması şeklinde olmuştur.

Dili kullanmakta hepimizin emeli anlaşmak, iletişim kurmak, anlatmak ve anlaşılmaktır. Kendimizi ifade edip özgürleşme telaşı içinde kullandığımız dil, içinde milyonlarca yılın kültürünü, gelişimini, değişimini barındırır. Atasözlerimizi, deyimlerimizi ve tabii ki küfürlerimizi incelediğimizde hepsinin ne kadar fazla cinsiyetçi olduğunu görürsünüz. Evde, okulda, sosyal medyada sosyal çevrede bu dili duyarak ve kullanarak büyüyen nesillerde kelimelerin etkilerinin normalleşmesi olağandır. Ki öyle de olmuştur. İlkokul öğretmeninin bir erkek öğrencisine “Ne bu kız gibi giyinmişsin; çıkar o hırkayı.”  demesi izlerini silemeyeceğiniz bir cinsiyet faşizmine dönüşebilmektedir. Bir annenin kız evladını uyarırken “kız kısmı öyle mi oturur?’ söylemini kullanması kadına özgü davranış kalıplarının olduğunu ve bazı vücut davranışlarının kadınlarda seksi çağrıştırdığı kanısını oluşturmaktadır. Bununla birlikte bacaklarını ayırarak oturan erkekler ile ilgili herhangi bir deyim geliştirilmemiştir. Hayret!!!

Bir meslek erbabının cinsiyeti kadın ise vurgulanır bizim dilimizde. Hatta Türkçe’de bir ek var, aslı Türkçe değil tabi, -e eki…. Hakim – hakime, müdür – müdire gibi… Eril dil burada da referans alınarak konuşma dilini etkilemiş, kültürel olarak cinsiyetini belirtme ihtiyacı duyulmuştur, sebebi çok derin kanımca….           

Küfürler….

Küfürlerde biz kadınlar hep baş roldeyiz. Birine kızdıysa biri, onun anasının cinsel organından başlıyor derdini anlatmaya… Orda da seçtiği cinsiyet kadın. Sonra bir fiilin yapılması gereken insan olarak cümlenin nesnesi oluyoruz… Biz kadınlar olmasa küfür edemeyecek kimse. Orospu kelimesini hakaret olarak kullanıp yine kadın üzerinden nemalanıyor küfür; kadın ve cinsel ilişkinin kadın tarafını ilgilendiren yönünü ifade eden kavramları kullanarak vücut buluyor dilimizde. Evlenmek dahi “kız almak / vermek” olarak tanımlanıyor Türkçe’de. Evlilik üzerinde hakimiyetini yitirdiği düşünülen erkekler için kullanılan deyimler bile kadını temel alan kavramlardan oluşmuş:  “iç güveysi”  ve “hanım köylü” gibi…

Riyakar olmayacağım; ben küfür ederim. Az duyulmuş küfürler de bilirim. Bazı duyguların, kızgınlıkların, kırgınlıkların en tatmin edici anlatımının da küfretmek olduğu konusunda da çoğunuzla da hemfikirim. Ama  bir kadın olarak,  küfür dilinin bu eril tahakkümünün de farkındayım. “ Karı gibi ağlama, erkekler ağlamaz.” mottosuyla büyüyen erkek neslin kızgınlığını, öfkesini, şaşkınlığını, sevincini -kabul edin ya da etmeyin- cinsel organı ve işlevi  üzerinden ifade etmesi çok normal aslında…  Normal olarak tanımlamak abesle iştigal, bilincindeyim fakat ucu kesildi diye yemekli düğünlü kutlamalar yapılıp, kaftanlar giydirilip,  altınlar takılınca adamlar onu da bir şey sanmış olabilir…

“İnsan dili konuşmaz, dil insanı konuşur.” Der Heidegger

Biz ne isek, hayata karşı kendimizi nerede konumlandırıyorsak  dilimiz de onun aynasıdır. “Söylemek istediğim anlaşılmıyor mu?” gibi temelsiz savunmalarla dilimizi temize çıkarmaya çalışmayalım. Kullandığımız deyimleri, ettiğimiz küfürleri cinsiyetçilikten mümkün olduğunca arındırarak dilimizi temizlemeye özen göstermeliyiz. “Ben aslında öyle demek istemedim; onu kastetmedim.” gibi savunma mekanizmalarını da çalıştırmayalım….                            

Bizden gayrısı kullanınca sorun oluyorsa biz kullanınca da sorundur, sakın unutmayalım. Vasatı ve çirkini yeşertip, yaşatıp durmayalım. Dilimiz bizim aynamızdır…. Dikkat edelim…

Anladığın kadar özgürsün….

Melike PEHLİVAN İŞLER