Bedeni algılamaya yönelik normlar, beklentiler her kültürde ve kültürlerin kendi içinde farklılaşabilmektedir. Ancak başka bir açıdan bu her kültürde evrensel bir biçimde bedene yer olduğunu da gösteriyor. İnsanlar kendilerini bedenlerini kullanarak ifade ediyor , örneğin; toplumumuzda bir yemeğin ne kadar lezzetli olduğunu ifade ederken yapılan parmakları yukarı doğru birleştirip aşağı yukarı sallama hareketi İtalya’da yemeği çok da beğenmediğiniz anlamına gelebiliyor. Çünkü bedenimizi kullanarak gerçekleştirdiğimiz hareketlerin anlamı kültürler arası farklılıklara takılabiliyor. Burada o kültürü tanımak bize hem yeni şeyler katacak hem de bedenimizi farklı kültürlerde farklı bir ifade ediş biçimine dönüştürmemizi sağlayacaktır.

‘Beden Perküsyonu’ ise bedenin kendi içinde sahip olduğu tüm farklılıkları kucaklıyor. Bedeni bir müzik enstrümanı olarak algılayan bu görüş temelde eller, kollar ve ayakların kullanımı ile başlayıp bedenin tümünü kullanarak yaptığımız ritmik hareketlerden oluşur. Keith Terry tarafından 1970’lerde kullanılmaya başlanmış ve yine Terry’nin önerdiği el , kol ve ayak hareketleri de bulunmaktadır. Terry ‘Body Music’ adlı makalesinde beden perküsyonu için ‘’ Muhtemelen ilk müzikti. İnsanlar davul çalmadan önce alkışlıyor, homurdanıyordu (ağız sesleri).’’ Diyor ve  önceleri bazı Güney Pasifik adası halklarında ve Morocco’da bedenin bir enstrüman olarak kullanıldığını söylüyor.

Türkiye’de ise Ezo Sunal Çocuk Atölyesi’nde beden perküsyonuna yer verilmektedir.

Girişte bahsetmiş olduğum kültürler arası ifade farklılıklarına geri dönecek olursak bence beden perküsyonunda da bunu görmek mümkün. Bazı kültürler kişinin kendi bedenini daha fazla tanımasını , dokunmasını içtenlikle onaylarken bazı kültürler bunu onaylamayabilir. Onaylamayan bir kültürde kişinin beden perküsyonuna başlaması kendi bedenini tanıması ve kendi beden ritmini oluşturması açısından çok yararlı olacaktır. Ya da kendi bedeninden hoşnut olmayan bir bireyde bedeninin ritmine kulak vermek istemeyebilir. Bence bedenimize dokunmak sanıldığı kadar kolay bir şey de değil. Hem bir o kadar ilkel hem de 21.yüzyıl da ki çok fazla norm içinde bir o kadar zor.

Çünkü beden perküsyonu sabahları gitmek zorunda olduğumuz iş, okul ya da yapmak zorunda olduğumuz sorumluluklar gibi bir şey değil. Bedeninin sesini dinlemek isteyene kapılarını sonuna kadar açıyor ancak en temel soru belki de bedenimizin sesini ne kadar dinlemek istiyoruz ?

Bu sorunun cevabını Terry’nin temel hareketlerinden oluşan küçük bir çalışma ile verebiliriz diye düşünüyorum.

Ellerimiz ile alkış hareketi yapalım ( istediğimiz kadar ve istediğimiz ritim ile ) ve daha sonra göğsümüze küçük vuruşlar yapalım. Ve bu hareketi en baştan üç defa deneyelim. Nasıl bir şey çıktı ortaya ?

İşte bu kısa hareket tüm yapanlarda farklı bir ritim oluşturuyor. Bir kişide daha fazla bir ses başka bir kişide daha az ses ya da fazla hareketlerden oluşuyor. O anlık bedenimizi o şekilde ifade etmiş oluyoruz. O anlık bizim ritmimiz tam olarak da o hareketlerimiz. En güzel yanı ise her beden perküsyonunda kendi bedenimizde farklı bir ritim bulabilecek olmamız.

Sonuç olarak kendi bedenimizin ritmine kulak verebilmek için şüphesiz kendi bedenimize dokunmak , hissetmek ve ardından oluşacak ritme kulak vermek gerekiyor. Kendi sesimize , ritmimize kulak vermek dileğiyle…

Kürşat Keşan