İnsanlar fiziksel görünüşleri ile başkaları üzerinde mutlaka bir etki bırakırlar. Bunun en temel sebeplerinden biri bireyleri ilk olarak fiziksel görünüşleri ile algılamamız ve buradan yola çıkarak bazı çıkarımlar da bulunmamız. Bu çıkarımları yaparken de içinde bulunduğumuz kültürden çoktan etkilenmiş olarak yapıyoruz. Küçüklüğümüzden beri maruz kaldığımız sosyal roller, beklentiler, söylemler hepsi bu çıkarımda birleştirici bir etkiye sahip.

Bu durumu literatüre dayalı açıklayacak olursak karşımıza ‘Beden Sosyolojisi’ kavramı çıkıyor. Anlamlar ve sembollerle oldukça ilgili olan beden sosyolojisi bireyi toplumsal hayat içindeki deneyimleri ile ele alır. Örneğin her toplumun olgunlaşmaya ve yaş almaya bakış açısı kendi içinde zamana da bağlı olarak çeşitlenebilmektedir (Wallace &Wolf, 2012: 501).

Zamansal ve kültürel olarak bakacak olursak ki bu bakış açımız zaman bağlamında 19. ve 20.yüzyıllarda özellikle Avrupa’da gerçekleşen Paris Komünü, İşçi eylemleri, kadın ve azınlık hareketleri, savaşları ele alıyor, tüm bunların bireyselleşmeye ve toplumların yapılarına olan etkileri önemlidir.

Örneğin; geçmişte geleneksel toplumlarda yiyecek bulmanın zor olması nedeniyle kilolu olmak üst sınıf mensupluğu göstergesi olarak algılanırken, özellikle az önce değindiğimiz gibi bireyselleşen ve modernleşen  toplumlarda ise zayıflık idealleştirilmektedir (User, 2010:135).

Tabi bedene yönelik bu algı insanların fiziksel görünüş algısını etkilemekte bu da romantik ilişkilerini etkilemekte. Tüm bu döngü ilişkilerin yaşanış şekillerine ve bireylerin cinsellikleri ve cinselliği algılayışlarını da etkilemekte. Cinselliğe bakış açısı özellikle 20.yüzyılın ilk çeyreği ile değişmeye başlamış daha sonraları 1960’larda gerçekleşen cinsel devrim ile bu durum küresel olarak da algılanmaya başlamıştır.

Mastürbasyonun özellikle dini inançlar kaynak gösterilerek uzun bir dönem ( ki 20.yüzyıl ortalarına kadar bu düşünce sürmüştür) sapkın bir şey olarak ele alınması düşüncesi Michalina Wisłocka’nın 1978 yılında yayınlanan  ‘A Practical Guide to Marital Bliss’ adlı kitabı ile Avrupa’da ve ülkesi Polonya’da önemli ölçüde esnemiştir. Kitap yedi milyon kopya satmıştır. Yine kadın hareketinin de sonunda temel insan hakları gereksinimlerden sıyrılıp üçüncü dalga feminizme doğru yolculuğu da  bu dönemde olmuştur. Bu sıyrılma ile günümüzde kadın hareketleri ( farklı düşüncelere sahip yönleri de elbette vardır) farklı kadınlıkların da olabileceği  ‘queer’ hareketine çok daha yakındır.

20.yüzyılın sonlarına doğru geldiğimizde ise  ivme kazanan LGBTİ+ hareketi bugün 21.yüzyılın ilk çeyreğinde eşitlikçi uygulamaların daha da artması ile daha sağlıklı bir yer edinmiştir. Tabi bu uygulamalar çoğunlukla Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya gibi bölgelerde gerçekleşmektedir.

Tüm bunlar özellikle son yüzyılda beden algısının uğradığı değişim ve buna bağlı olarak değişen cinsellik ile de ilgilidir. Ancak daha geleneksel toplumlarda bu değişim o kadar kolay ve çabuk olmamaktadır. Özellikle  otoritelerce kişisel alana çok fazla saygı duyulmayan toplumlarda kadın bedeni çocukluktan başlayıp tüm yaşam boyunca ötekileştirilmektedir. Genellikle bireyler kendi bedenlerini keşfetmemeleri gerektiği telkini ile büyür ve bu telkinlere eklenen dogmatik düşünceler ile kişiler bilimsel gerçeklikten oldukça uzak öğretiler ile yetiştirilir. Bu toplumlarda telkinlere uymayan kimseler ise sosyal olarak dışlanmakta ve bu bireylere yapılan baskı yine dogmatik düşünceler eşliğinde meşrulaştırılmaktadır. Bunun benlik algısına zararı kuşkusuz derindir.

Ancak 21.yüzyılda birçok kültürde aktarılan ne yazık ki doğruluğu bilimsel olarak reddedilmiş kavramlar da vardır. Bunlardan biri ‘Hymen’ dir. Toplumda daha çok ‘bekaret zarı’ ismi ile bilinen hymen, vajinanın dış açıklığını çevreleyen bir dokudur. TEDx Oslo’da konuşan Nina Dølvik Brochmann ve Ellen Støkken, konuşmalarında hymen in aslında bir mit olduğuna ve yıllarca tıbbi olarak bilinmesine rağmen açıklanmadığına değiniyor. Brochmann ve Støkken, hymen in kişiden kişiye değişen bir yapıya sahip olduğuna değiniyor ve ekliyor ‘’ Bazen şeritler halinde olabilir, birden fazla delik içerebilir ya da dilimlerden oluşabilir.’’ Bu durum da bekaret muayenesi diye bir şeyin olmayacağını açıklıyor çünkü hymen yapısı kişiden kişiye değişiyor.

Konuşmada aynı zamanda hymen in esnek bir yapıya sahip olduğundan yırtılma gibi bir durumun olamayacağına da açıklık getiriliyor. ‘’ Hymen, penisin vajinaya penetrasyonunda (penisin vajina ile birleşmesi hareketi)  yıpranamayacak kadar elastiktir. Bazen penise yer açmak için yırtılabilir ancak bu hymen i yok etmez.’’

Bu konuda 36 hamile kadın ile yapılmış bir deneyden de bahseden Brochmann ve Støkken, deney sonucunda sadece iki kadının vajinasında belirgin bir şekilde penetrasyon olduğunu  bulunduğunu ekliyor. Toplumun bize aktardığı mitlere göre ise bu deneyin sonucunda tüm kadınlarda bulunması beklenilirdi. Başka bir yönden bu mitler insanları ortak bir paydada buluşturmak açısından mitleri yaratanlar için yararlıdır. Herhangi bir konuda herhangi bir topluluğa ortak bir şey biçilmiş ve bunun üzerinden bir algı yaratılmış olunuyor. Özellikle medyanın, televizyonun geçmişten günümüze beden odaklı yayınları oldukça fazladır. Bu yayınlar bu mitleri oldukça desteklemektedir. Reklamcılık ve büyük sinema sektörüne sahip ülkelerde beden geçmişte sınırlar koyularak izleyiciye aktarılırken günümüzde sınırsızlık üzerinden bir sunum vardır. Örnek olarak 20.yüzyıl ortası ABD sineması verilebilir. Kadınlar genellikle sabah erkenden kalkar ve bütün gün ev içerisinde koşuşturur ve asla o önlerindeki önlük çıkmaz. Saçları sıkıca toplanmıştır. Ancak günümüzde durum böyle değildir. Tabi burada kadın hareketleri ve tüm insan hakları hareketlerinin payı da vardır. Bir de kapitalizmin eskiden sınır koyarak sağladığı kazancı kendi koyduğu sınırları kaldırarak kazanmaya çalışması isteği de etkili diyebiliriz.

Sonuç olarak tüm yazımda bahsetmiş olduğum değişimi beden ve cinsellik arasında kurduğum ilişki ile tasvir etmeye çalıştım ancak bu değişim siyasal, ekonomik, sosyal  ve bunları destekleyen medya, kamuoyu  gibi birçok düzlemden etkilenerek oluşmaktadır. Önümüzdeki yüzyıllarda da mutlaka yaşanacak olan bu değişimler kuşkusuz insanlığın kendi bedenine ve cinselliğe bakış açısını defalarca kez daha revize edecektir.

Kürşat KEŞAN

KAYNAKÇA:

Brochmann, Nina D. Støkken, Ellen. The Virginty Fraud. TEDxOslo. Video

User, İnci. (2010). Biyoteknolojiler ve Kadın Bedeni. Dişilik, içinde Kadın ve Bedeni, Edt: Yasemin İnceoğlu, Altan Kar), İstanbul: Ayrıntı Yayınları, ss.133-169

Wallace, A. Ruth&Wolf, Alison. (2012) Çağdaş Sosyoloji Kuramları: Klasik Geleneğin Genişletilmesi, Çevirenler: Leyla Elburuz M. Rami Ayas, 3. Baskı, Ankara: Doğu batı Yayınları.