Her türlü televizyon manyaklığına karşı zaafım var, pek sevgili okur. Gelinli kaynanalı, bol dedikodulu, bol eleştirili ne kadar acayiplik varsa televizyonda oturup bir bakarım neymiş diye. Keşfettiğim son televizyon manyaklığı da “Doya Doya Moda” isimli bir yarışma programı. Henüz reklamları yayınlanırken hepimiz ne olacağını anlamıştık elbette. Yarışmacıları azarlayıp küçümseyen, yarışmacı sıradan bir soru sorduğunda bile böbürlenen çok bilmiş jüri üyeleri, bol kurgulu ve bol kavgalı diyaloglar ve kilona göre giyinmek meselesi.

Bu akşam oturup bir bölüm izledim. Tam da beklediğimiz gibi bir program olmuş. Kadını kadına kırdırmalı ve kadın seyirciyi ekrana bağlamalı türk televiyonlarının vazgeçilmez jokerinin bir kaç tutan formattan “zamanin ruhuna uygun“ uyarlanmış hali. Akşam izlenilecek olan mafyalı ve ağalı, bir enteresan şiveli, kadına şiddetin ve toksik maskülinitenin aşk ambalajına sarılıp yayınlandığı dizilere kadar ekranları işgal eden programlara bir yenisi eklenmiş.

Beden olumlama hareketi son yıllarda kesişimsel feminizmin himayesinde gittikçe güçleniyor ve hepimizi güçlendiriyor. Popüler kültür de bu gücün farkında ve buna göre şekil alıyor. Kendinden vazgeçmiş kadın kutsamalı solcu abiler gibi “popüler kültür de biraz şey“/ hepsi kapitalizmin bize dayatması / kadınları feminizm değil sosyalizm kurtaracak“ diyecek halim yok elbette. Aklımı peynir ekmekle yemedim şükür. Tüm canlıların, cinsiyet kimliklerinin ve cinsel kimliklerin eşit olduğu, kabul gördüğü, çevreye duyarlı bir dünya kurmayı hedefleyen bu güzel çağın genç insanları olarak popüler kültürün dönüştürücü gücüne inanıyorum. Herkesin olduğu gibi tam ve yeterli olduğuna inanıyorum. Duyarlı tüketim bilincine, herkesin erişebildiği adil bir pazara, mutlu ve özgür yaşamaya inanıyorum. Herkesi minimuma çekmek yerine minimumda olanları eşit düzeye kaldırmaya inanıyorum. Bunu yaparken de kendimizden ödün vermemiz gerektiğini asla düşünmüyorum.

Feminist, çevreye ve canlılara duyarlı olmanın kişisel bakıma, giyime, hayattan keyif almaya engel olduğuna inanmıyorum. Aksine kadınların özgüvenini güçlendirdiğini, kadınları özgürleştirdiğini ve insan ruhuna iyi gelen bir yatırım olduğunu düşünüyorum.

Her ne kadar bir çoğumuz için televizyonun yerini internet platformları aldıysa da (malum hepsi çok daha cool) televizyon hala belirleyici faktör (özellikle Türkiye özelinde).

Gelelim “doya doya moda“ya. İsmi bile cahil cahil ofansif mizah kokan bir program olmuş. Sadece kadınları bedenleri üzerinden yarıştıran her program gibi bol bol mansplaining içeriyor. Fazlalıkları kapatıp güzel yerlerimizi açıyoruz. Kapattığımız yerler otomatikman çirkin oluyor.

Bedene göre giyinmek diye bir şey var. Evet, modaya meraklı biri olarak şunu çok rahat söyleyebilirim, beden şekline göre daha çok yakışan veya daha az yakışan giysiler vardır. Zayıf da olsak, şişman da olsak, uzun veya kısa boylu da olsak vücut kalıbımıza göre daha iyi duracak giysiler vardır. Ama bu kilomuzu saklamamız veya bedenimizi kamufle etmemiz anlamına gelmez.

Türkiye’de kadın bedeni ve dişilik toplumun her kesimine sinmiş toplumsal erkekliği korkutuyor. Hem kadınlar diğer kadınların bedenlerini tehlike olarak algılıyor (öğretilmiş  erillik) ya da erkekler kendilerine cinsel uyarı payı çıkarıyor. Kadın bedenini, kıvrımlarını, en avam tabiriyle kadın etini normalleştiremedikleri için kendilerine herhangi bir mesaj verildiğini düşünmeden bakamıyorlar. Sürekli cinsel bir anlam yüklüyorlar. Kadın kendi bedenine o an cinsel mana yüklemek istemiş olsa bile bu beni ırgalamaz diyemiyorlar.

Vücut yapısı daha düz kız çocuklarından ziyade daha kıvrımlı vücut hatları olan kız çocukları korku uyandırır.

Fazla kilolu kadınların vücut hatlarının çoğunlukla erotize edilmesi ve açıklıklarının teşhir olarak algılanmasının sebebi de bu. Bu yüzden neresi kiloluysa orayı kapatmaya yönelik çalışmalar yürütülüyor. Bunun için şişman olmanıza gerek yok. Mesela basen veya meme yapısı biraz daha dolgun olunca bile kapatmanız söyleniyor.

Vücuda göre giyinmenin kilo saklamak ve beden kamufle etmek olduğu, kadınların sürekli yemek yerken gösterildiği (tam bir şişman klişesi) modanın kendini ifade etme aracı değil toplum içinde görünmez olma pelerini olduğu bu program da hiç olmamış. Ne beden kabulü ne de beden olumlamasının esamesine rastlamak mümkün değil.

Kendi beden kavgalarını çeşitli müdahalelerle ortadan kaldırmış bir takım insanların muhtemelen her gün kendi bedenini sevmeyi bırak öz saygı kurmakla mücadele eden kadınlara ahkam kesmesini asla doğru bulmuyorum. Kendi beden kaygılarını bastırmak için ekran başında şişman kadınları izleyip haline “şükreden“ insanları en az bu kadar iğrenç buluyorum.

Hayrunnisa Akar