Geçtiğimiz yıl ilk sezonu yayınlanan ve büyük ilgi gören Sex Education, ikinci sezonu ile 17 Ocak’ta izleyici ile buluştu. Dizi ikinci sezonda bizlere daha farklı bir hikaye sunuyor ki bu durum devamlılık açısından her dizinin kendi hikayesine entegre ettiği bir strateji. SE’de bu durumdan farklı olarak hikayenin ele alınış şekli de bir hayli değişmiş durumda.

İlk sezon bizlere Otis karakteri üzerinden gençlerin cinsellik sorunlarını anlatan hikaye, ikinci sezonda dünyanın her yerinden izleyen kişilerin ortak bir bağlantı kurabileceği bir hikayeyi anlamlı mekan tasarımları ile aktarıyor.

Sezonun girişi ‘’Chlamydia trachomatis’’ bakterisinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan hastalıklardan Klamidya’nın okul içerisinde bulaştığı söylentisi ile başlıyor. Hikaye burada konu cinsellik olduğunda kişilerin ne kadar bilgisiz olabileceği ve en önemlisi doğru bilgiyi öğrenmekten kaçabileceğini güzel bir şekilde aktarıyor. Öyle ki koridorda dolaşan öğrencilerden biri daha önce hiç cinsel deneyiminin olmadığını ancak kendisinde klamidya olabileceğinden şüphelendiğini ifade ediyor, hastalığın belirli bir kişi tarafından yayıldığı spekülasyonları oluşturuluyor. Bu hikayenin içerisinde aynı zamanda bir zorbalık da görüyoruz. Hastalığı bulaştıran kişi olarak etiketlenmek absürt bir şekilde ele alınıyor ve gençler arasında popüler olan birbirini etiketleme davranışına da değinilmiş olunuyor. Okul yönetimi ise bu karışıklık sonrası önce öğrencileri daha sonra ise velileri topluyor ve bir konuşma yapılıyor. Gençler cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgisiz olsalar da öğrenmeye kapalı değiller ancak alaycı bir tavırla duruma yaklaşıyorlar. Durum ailelere gelince yoğun bir kaygı, suçlayıcı ifadeler ön plana çıkıyor. Bu durum günümüz koşulları ile kıyaslandığında dizide oldukça gerçekçi bir şekilde ifade edilmiş.

Daha sonra durumun daha çabuk kontrol altına alınması yani okul yönetiminin üst makamlar ile arasının açılmaması için Otis’in annesi Jean okula bilgilendirme konuşması yapmak için gelir. Burada okul yönetimi ve üst makamların amacı tamamen oluşan kaotik ortamı gidermektir. Kendi eğitim sistemlerini sorgulayan bir tutum içerisinde kesinlikle değildirler. Ancak ortamı yatıştırmak için de her adımı atmaya da hazırlardır. Bu durum eğitim sistemi ile gençler arasındaki kopukluğu özetlemektedir. Gençler sistem tarafından anlaşılmadıklarının farkındadırlar ve kendi ortamları içerisinde yaşamak için kendi kuralları vardır. Bu durum Batı toplumlarındaki film ve dizilerde çok sık karşımıza çıkar. Her okul kendine özgüdür, tasarımı, ilgi alanları (spor, sanat gibi.) bakımından birbirinden ayrışabilmektedirler. Ancak bu durum bazı kültürlerde böyle değildir. Türkiye’deki durumu düşünecek olursak herhangi bir okul ile hapishane mimarisi arasında ortak noktalar farklardan çok daha fazla olabilmektedir. Öğrenciler kendi özel alanlarına sahip değil kendilerine verilen alanlar ile birlikte gelen ve uymak zorunda oldukları kurallara sahiptirler. Ancak bu iki kültürün ortak noktası her iki eğitim sisteminin de öğrenciyle arasında olan iletişim kopukluğudur. SE’de yer alan Moordale Lisesi’nde de durum tam olarak böyledir. Okul yönetiminin yegane amacı karışıklığı bastırmaktır. Amaç doğru iletişim yöntemini bulmak değil işlevsel olanı yapmaktır.

Jean’in okulda öğrencileri dinlemeye başlaması ile klamidya karışıklığı bir son bulur ve hikaye gençlerin kendi cinselliklerine yönelik soru işaretlerini gördüğümüz, kendi cinselliklerini ifade ediş biçimlerine tanık olduğumuz bir noktaya evrilir.

Örneğin Hintli bir ailenin kızının cinsel yaşamının ele alındığı bir sahne öncesi izleyiciye geleneksel Hint kıyafetleri giyen bir kız ve annesi gösteriliyor ve ardından ise genç kız annesine eve gelen arkadaşı ile dans edeceğini söylüyor. Ancak odasında sevgilisi ile cinsel ilişkiye girmekte ve bu sahnede sevgilisi ile olan cinsel fantezileri ele alınmaktadır. Bu sahnede aslında ilk sezondan aşina olduğumuz bir karakterin cinsel hayatının bizlere aktarıldığı sahneden önce daha önce hiç görmediğimiz aile yapısını görmemiz ve son derece geleneksel bir şekilde görmemiz ile Hint kültürünün cinselliği baskıladığını içeren genel inanışa yönelik yapı yıkıcı bir ele alış şekli vardır. Diğer yandan bu hikaye de dahil tüm sezon boyunca cinsellik sırasında partner ile iletişime geçmenin önemli olduğu vurgusu çok sık işlenmiş. Örneğin sevgilisi ile ilk defa anal ilişkiye girecek bir gencin, daha önce anal ilişkiye girmemiş olması nedeniyle taşıdığı endişeler bu hikayede yalan ile değil partneri ile bu durumu açıkça konuşabilmesi ile sonlanıyor. Öte yandan bu süreç izleyiciye aktarılırken bir beden olumlama da yapılmakta. Çünkü gençlerin cinsellik söz konusu olduğunda destek alma arayışına hemen değil belirli süre bekledikten sonra girdikleri hikayede çok sık karşılaştığımız bir durum. Cinsel terapist Jean üzerinden ise iletişimin, konuşmanın ve kabulün ne kadar önemli olduğunun altı çiziliyor. Jean’in karşısına ilk oturduklarında son derece kaygılı olan gençler süreç içerisinde kendi bedenleri ile barışıyor ve vücut dilleri çok daha rahat bir izlenim veriyor. Tabi burada ele alış biçimi olarak ikilemlerde kalan karakterler, bazen daha sonra pişmanlık duyacakları hareketler yapan karakterler görüyoruz ki burası üzerinden de belirli doğruların, yanlışların olmadığı, her zaman yeni bir sayfaya yer olduğu hissi verilmiş.  

Sezon sonuna doğru ise okulda yapılan Romeo ve Juliet müzikalinin ele alınış biçimi ile dizinin ikinci sezonu son normlarını ters düz eden vuruşlarından birini doğru noktaya yerleştirmiş. Öyle ki Romeo ve Juliet, Shakespeare’in en sevilen ve yıllardır belirli sözlerini hatırladığımız ve bizlere sık sık hatırlatılan eserlerden biridir. Eser okunduğunda karşımıza aşk yaşamanın romantikleştirildiği ve aşk uğruna ölmenin, kendini feda etmenin kutsallaştırıldığı bir hikaye çıkmaktadır. Bu hikayenin aslında iki kadın veya iki erkek arasında geçtiği söylentileri de ortaya atılmıştır ancak netliği bilinmemektedir. SE’de ise sahne dekorunda penislerin olduğu ve cinselliğin çok daha ön planda olduğu bir ele alış biçimi vardır. Bu durum yüzyıllardır defalarca toplumlara aktarılan, okunan, sergilenen ve romantik aşkın kutsallaştırıldığı bu öyküye alışıla gelmişin dışında bir bakış açısının ta kendisidir. Öte yandan son sahne Romeo ve Juliet ile kapanacakken, sürpriz bir şekilde Romeo ve Juliet’in dışında bir erkeğin bir erkeğe sevgisini itiraf etmesiyle son bularak yüzyıllardır heteroseksüel bir bakış açısıyla aktarılan hikayeye yine norm yıkan bir bakış açısı katmaktadır.  

Sezon boyunca normları yerle bir eden, farklı toplumlardan, kültürlerden, hikayelerden insanların aynı şeyleri yaşayabileceği hissi ile büyüyen hikaye bizlere kendi cinselliğimiz ve bedenimizin sesini, hissini dinlememiz mesajını kendi bedenini dinlemeye uzak insanlardan üzerinden veriyor. Öte yandan hikayenin en güzel yanlarından biri karakterler henüz tam anlamıyla kendi seslerini dinleyebilmiş olmayabiliyorlar. Tıpkı bizler gibi. Çünkü belirli doğrular ya da yanlışlar yoktur. Hayatın akışı içerisinde değişen bize ait doğrularımız ve yanlışlarımız vardır ve birlikte değişiriz. Bence ilk sezonuna göre çok daha güzel bir anlatım tarzı ve içeriğe sahip olunmuş. Bu güzel diziyi izlerken iyi seyirler.

Kürşat Keşan