Selam. Ben Buket. Umarım bunu okuyan herkes iyidir.

Aklıma seneler önce, babamın razı gelmediği bir konuyla ilgili ona, ‘’ben elimi bu sobaya tutacağım, yandığını kendim anlayacağım’’ demiştim. Ne laf ama!

Herkesin kendince önlemler almaya çalıştığı bu iki-üç haftalık dönemde, ülkemde herkesin elleri bu ateşin içinde şimdi. Virüsün yayılımı sınırlarımız içine hiç gelmeseydi de, seyirci kalsaydık, bize dokunmayan yılana uzaktan gülüp, geçecektik. Birbirimizin ne kadar kilo aldığını söyleyecektik iştahla yine. Ya da ne kadar zayıfladığımızı ve bunun bize hiç yakışmadığını!  Hangi saç renginin bize ne kadar iyi olacağını ya da olmayacağını. Erkek şiddetine lanetler yağdırırken, kadın hemcinslerimizin giydiğimiz bir eteğin boyu yüzünden bizi yargılayacağını yada. Üst perdeden konuşmalar yapacaktık birbirimize en mahrem konularda ahkamlar kesecektik. Yaşın geçiyor, yap şu çocuğu! Tek çocukla olmaz, hadi bir kardeş daha!  Evlenmeyi düşünmüyor musun?…

Biz bu yüzeysel ve bize hiçbir şey katmayan sohbetleri yaparken, dünyanın herhangi bir yerindeki yangında açlıktan, susuzluktan ölen binlerce insanı aklımıza getirmemeye, görmemeye, duymamaya çalışarak yaşayıp gidecektik. Üç ev ötemizdeki sınır boylarında öldürülürken çocuklar, barış adına romantik cümleler yazacaktık oturduğumuz yerden. Şimdilik bunlara ara verip, canımızın, canlarımızın, cebimizin ne kadar tehlikede olup olmadığının derdine düştük. Maslow’un meşhur gereksinimler piramidini koşarak tırmanmaya çalışırken, durduk mu şimdi ilk ikisinde. Sadece temel ihtiyaçlarımızı sağlayabilmenin ve kendimizi güvende hissedebilmenin mutluluğu ile üç hafta önceki önceliklerimiz nasıl da yer değiştirdi.

Kişisel dertlerimiz, politik görüşlerimiz ve ticari kaygılarımızın unutturduğu o en güzel cümleyi hatırladık mı biraz? ‘’İnsan yaşamı, dünyadaki her şeyin üstündedir.’’

Bu günler geçip gittikten sonra dünyanın daha iyi bir yer olacağını düşünmek bana çok doğru ve gerçekçi gelmiyor. Bizler yaşananlardan ders çıkarmayan, aktığımız suyun kabını hemen alabilen tuhaf yaratıklarız çünkü.

Okuduğumuz kitaplardan, aldığımız notlara, dinlediğimiz şarkılardan, çizdiğimiz resimlerden çıkan dışavurumlara bizi eğiten her ne ise, ona tutunmaya devam etmeli.

Biz doymadığımız için doymayan, biz görmek istemediğimiz için görünmeyen, içecek temiz suyu dahi olmayanlari kendi şartlarımız normale döndüğünde dönmeyecekler normale. İşte o zaman herkesi birleştirdiğine inanılan bu virus, ciğerlerimizde ikiyüzlülüğe devam edecek.

Dilerim, doğaananın bir kaç aydır kendine gelişine, tazelenip, ciğerlerinin rahat nefes alıp verişine, toprağının, denizinin, havasının renklerinin geri gelişine şahit oluşlarımızı, sokağa çıktığımız ilk fırsatta unutmaz ve kendimize verdiğimize inandığımız değeri, doğaana için de sürdürürüz.

09.04.2020

Buket C.