Aynadaki Sen

Bir ayna var karşımda ve o ayna-tabii ki-beni gösteriyor… Kendi bedenim ile ben. İnsanların ötekileştirmekten bıkmadığı bedenim ve ben… Neden bunu yapıyorlar inanın bende bilmiyorum. Bilmek isteyeceğimi de pek sanmıyorum. Şu an tek istediğim bir yolculuk… Zor bir yol gibi gözüküyor ama üstesinden gelebileceğime inanıyorum…

Valizim hazır… Ötekileştirilen bedenime rağmen giydiğim şortlarım, elbiselerim, bikinim vs. Çünkü ben ötekileştirilmeyi reddediyorum. Çünkü ben öteki değilim! Ben, benim!

Herkesin bedeni kendisine ait ve o kadar ‘güzel’ ki… Kendimizken o kadar ‘güzel’iz ki… Kimi zaman bunu fark edemiyor olabiliriz ya da şu an sahip olduğumuz bedeni sevmiyor da olabiliriz. Bunlar en az nefes almak kadar normal!

Kendimize ait olan bedenlerin üzerinde kimsenin söz hakkı da yok biliyor musunuz? Yani bütün sorumluluk ve alınan kararlar bize ait! Sevip sevmemek, değiştirip değiştirmemek, kabullenmek kabullenmemek, olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu! Şaka bir yana gerçekten bu! Beden kendi bedeniniz ve bütün kararlar, seçimler hepsi size ait! Yeter ki hiçbir kalıbın sizin artınız ya da eksiniz olmadığını kabullenin, nötr olduğunuzu fark edin! Öteki olmayı reddediyorsak gelin bide kalıpları reddedelim! Birlikte…

Ben bugün bir karar alıyorum ve bir yolculuğa çıkıyorum… Yolculuğumun nihai hedefi ise bedenimi nötrleyebilmek. Kendime inanmakla başladığım bu yolculukta her ruh haline bürünebileceğimi ve yeri geldiğinde ümidimi kaybedip rotamdan saptığımda geri dönmem gerektiğini biliyorum. Her zorluğa hazır ve nazır bir şekilde yola çıktım ama peki ya sonra… İnsanların bakışları, bana bakarak fısır fısır konuştukları…

Aslında ne var biliyor musunuz? Bu karakterdeki insanlara bir çift lafım var; SANA NE?!

‘What does it mean? Do you know ‘’SANA NE’’?  Bence sen bir an önce bu kelimeyi ‘know’ yoksa toplum kargaşası çıkar ve buna hiç gerek yok değil mi seni gidi hınzır… Her insanın kendi hayatı kendi bedeni değil mi tatlış…’ Gibisinden hoş bir sohbet kurmam da olasılıklar arasında tabii…

Yine mi anlaşılamadım? O zamaaan alıyoruz elimize sopamızı eşek sudan gelinceye… mi? Değil tabii! Elit çizgimizden çıkmadan sakince devam ediyoruz çünkü bu rotada böyle engeller çıktığı anda (şu kadere kısmete bakınız ki…) geçici bir sağırlık durumu görülebiliyor… Ama sorun yok! Acısız ve kısa süreli bir durum. Virüs koruma programımız aktif hale geliyor diyebiliriz bu duruma. Ne zaman ki rotadan sapmadan devam ettik ve bu virüs bizi rahat bıraktı işte o zaman canım kulaklarım ve canım duyma yetim diyerek normal hayatımıza devam ediyoruz…

Yani arkadaşım metnin ana fikri rotadan sapmamak! Engeller çıkacak, hem de çok… Önemli olan o engellere dayanabilmek. Çünkü yolculuğun değeri o zorluklar olmasaydı asla bilinmezdi.

Yol uzun ve yalnızlık kimi zaman sıkıcı olabiliyor. Senin dostluğuna ihtiyacım var. Aynanı al ve benimle bu yolculuğa çık! Çünkü amaç güzel, yolculuk kimi zaman keyifli kimi zaman zor. Değişmeyen tek bir şey var…

Elindeki ya da karşındaki aynaya bir bak. Sen olduğun gibisin, bu SENSİN! İşte tek değişmeyen bu…

İrem Asya Şallı*

Instagram – İrem Asya Şallı

Görsel – PbTeen Pinterest

*Konuk yazar

 

 

Beden Olumlama Hareketi Ankara’da!

Ankara beden olumlama atölye çalışmaları

K.C. 1
Kampüs Cadıları – Ankara, 08.04.2018

Feminist hareket içinden doğan ve elbette ayrı düşünülemeyecek beden olumlama konuşulmaya, tartışılmaya devam ederken Beden Olumlama Hareketi kurucusu Aybala Arslantürk yürütücülüğünde 6 ve 8 Nisan 2018 tarihlerinde Ankara’da atölyeler gerçekleştirildi.

ODTÜ Verimlilik Topluluğu çağrısı ile bir araya gelen, ODTÜ’nün farklı bölümlerinden öğrencilere beden olumlama hareketi anlatmanın yanı sıra, Aybala A., kendi deneyimlerinden ve harekete neden ihtiyacımız olduğundan bahsetti. Kampüs Cadıları çağrısı ile gerçekleşen atölyede ise katılımcıların bireysel deneyimleri ile hareketin feminist çerçeve üzerinden tartışmalarına da yer verildi.

ODTÜ VT 2
ODTÜ Verimlilik Topluluğu – Ankara, 06.04.2018

Her iki çalışmada beden olumlama, bireylerin bedenlerini ‘her haliyle’ onaylamasını, kabul etmesini ve tek bir ideal beden tipi olmadığını temel alan feminist bir hareket olarak tanımlanırken, her halinle güzelsin ve kendini sevmelisin’ mottoları kapitalizme yenik düşen ana akımı temsil ettiğini; ideal beden olumlama hareketinin kendini kabullenme ve bedenine karşı nötr de olabilme halini esas aldığı üzerinde duruldu.

Hareketin daha çok içerik üretimine, yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyduğunu ve bu alanda çalışmalarına devam ettiğini belirten Aybala Arslantürk; bir aradalıkların kıymetli olduğunu ve deneyim paylaşımlarının içselleştirmeyi kolaylaştırdığına inandığını; önümüzdeki dönemde de atölye, konferans ve sunumlar ile daha çok kişiye ulaşmayı amaçladığını belirtti.

Beden Olumlama Hareketi, Aybala Arslantürk

Twitter & Instagram: @beden_olumlama

Facebook: @bedenolumlama

bedenolumlamahareketi.com

Şişman Kadınlar Güzel Midir?

You are the kindestAslı Karataş’ın yazısı ilk olarak necibe.com sitesinde 19.03.2018 tarihinde yayınlanmıştır.

Cevap tabi ki malum.

Güzellik göreceli ve subjektif bir kavramdır. Fakat bu cümleden kasıt şişmanlar güzel de olabilir çirkin de kadar basit anlaşılmamalı. İtirazımız şişman kadının zaten güzel olamayacağına dair ön kabule. Şişman, zayıf, çilli, büyük burunlu, sivilceli, selülitli, kıllı; insanın tabiatına hiç de aykırı olmayan birçok bedensel özelliğin “kusur” addedilmesi zihniyetine itirazımız var. Üstelik bunun da bir adı var: beden olumlama hareketi!
Beden olumlama hareketi özellikle medyanın ortaya attığı kimi “güzellik standartları” üzerinden eleştirilen bedenlerimizin esasen tüm bu standartlardan bağımsız olduğu, önemsenmesi gereken suni şekilde yaratılmış güzellik algısının değil insan bedeninin sağlık ve refahı olduğu üzerine bir felsefedir. Bedenlerimizin (çoğunlukla kadın bedeninin) yıllardır çeşitli kalıplara hapsedilmeye çalışılması, kadınların bu kalıplara uyabilmek adına insanüstü çaba göstererek maddi ve manevi açıdan yıpranmaları sonucu ortaya çıkmış, ülkemizde de epey destekçi toplamış bir harekettir.

Yazının başlığını şişmanlık üzerinden seçtim çünkü en yaygın yapılan bedensel müdahale maalesef bu konu üzerinde toplanmış durumdadır. Düşünün birçok insan kilo alan insana bunu ilk fark ettiğinde derhal söyler: “kilo almışsın”. Bu yersiz bir bilgilendirmedir. Kilo alan kişi bunun zaten farkındadır. Bu cümlenin altında çoğu zaman “kilo almışsın, onları ver” mesajı yatar. Kilolu olduğu düşünülen insana verilen bu hadsiz tavsiye çoğu zaman “ama onun sağlığı için” bahanesiyle örtbas edilmeye çalışılır. Fakat bu tespit muhakkak ki tamamen afaki, hiçbir bilimsel veriye dayanmayan bir bahanedir. Tanıdığınız herhangi birinden yakınınız olsun olmasın bu sağlık argümanı üzerinden kiloluluk uyarısına maruz kalmış olabilirsiniz. Fakat düşünün ki sigara içiyorsunuz, sağlığa zararı her şartta sabit olan bu gerçek, çok yakınınız olmayan hiç kimse tarafından “sigara içiyorsun, sağlığın için iyi değil” üzerinden yüzünüze vurulmaz. Sağlık argümanı ikiyüzlüdür ve hadsizliğin kılıfıdır.

Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı

Beden olumlama hareketinin “olumlu”luk ifadesinin çıkış noktası bedenlerimizin bunca zaman olumsuzlanması üzerinde toplanıyor. Belirlenen bir güzellik tanımı var; 1.70 m boy, 55 kilo, 90-60-90 beden ölçüleri, lekesiz cilt, gür saç, böyle uzayıp giden bir liste. Kaşların gürlüğü bile bir eleştiri noktası ki günümüzün modası kıl gibi görünen dövmeler yaptırmak. Kadının kaşından, tırnağına, hiçbir yerine rahat yok. Bu “moda”ların yarattığı tüketim potansiyelinin kapitalist izdüşümleri bir kenara, beden olumlama hareketinin esas üzerinde durduğu kısım standart güzellik emarelerine sahip olmayanları içine düştükleri nevrotik ruh halinden çekip çıkarabilmek. Bu da ancak devamlı yazmak, devamlı konuşmak, devamlı anlatmakla mümkün. Yer yer başarılı sonuçlar da elde ediliyor.

Bugün “femvertising” denen bir kavram var; feminizmin kurumsal şirketlerce reklam malzemesi yapılması. Bu durum feminist ideolojinin içini boşaltması saikiyle hayli eleştiriliyor. Bence beden olumlama hareketi açısından kimi faydalı etkileri oldu. Örneğin Barbie bebeklerin gerçek üstülüğü, uzun bacakları, iri gözleri, incecik beli ve tüm o mükemmelliğin kız çocukları üzerinde bıraktığı yıkıcı etkisi üzerine beden olumlama hareketi üzerinden yazılıp çizildi. Femvertising’in ekmeğini yemek isteyen firmalar şimdi oyuncak bebeklerin çeşitlendirilmesi (şişman, kısa, büyük burunlu vs. olabilmesi) üzerine çalışıyor. Bu gerçekten önemli bir gelişmedir ve arkasında durulması gerekir.

Güzellik görecelidir, özneldir, kalıplara sığmaz. Tüm bu şişirilmiş güzellik ön kabullerinden sıyrılabilmiş kadın enerjisini esasen faydalı olan birçok alana yöneltip harikalar yaratabilir. Sanırım en çok korkulan da bu. Hepimize kolay gelsin.

Aslı Karataş

Asli Karatas_Instagram

HAYIR, OBEZİTEYİ ÖVMÜYORUZ!

Çocukluğumuzdan başlayarak çizgi filmler, oyuncak bebekler, filmler, posterler, kıyafet markaları, reklamlar ve daha nicesi tarafından empoze edilen ve birçoğumuzun farkında bile olmadan kabullendiği standart güzellik anlayışımız sizce ne kadar standart? Herkes aynı mı olmalı? Ya da belirtilen standartlara (!) uygun değilse, güzel değil midir? Beden olumlama hareketi bunun kararını vermez. Beden olumlama kısa, uzun, kilolu, zayıf, açık tenli, esmer, sarışın farketmeksizin herkesin önce kendini olduğu şekilde sevmesini ve kişilerin bu tip bedensel özelliklere bakmaksızın diğerlerine eşit davranmasını amaçlar.
Beden olumlama boyunuzu, kilonuzu, varsa yara izlerinizi, çillerinizi ve vücudunuzun daha birçok bölgesini olduğu gibi kabullenmek veya nötr olmaktır. Bedeni nasıl görünürse görünsün, aslında hepimizin “insan” olduğunu hatırlamaktır.
Peki beden olumlama hareketi “ben kilomu da kabullenebilirim” derken obeziteyi normalleştiriyor mu? Hayır!

HAYIR, OBEZİTEYİ ÖVMÜYORUZ

Beden olumlama, insanları sağlıksız olmaları için cesaretlendiren bir hareket değil. Beden olumlamayı destekleyenler de kilo vermeye çalışıyor olabilir; hatta bu gayet normal ve insani bir durum. Dikkat çekmeye çalışılan nokta: dünyada kilo, cinsiyet, cilt ve daha birçok özelliğin standardize edilmesi, bunun sürekli olarak bizlere empoze edilmesi ve bu sözde standardın içinde değilsen güzel değilsin algısı yaratılması. Aslında sorun: insan özellikle de kadın vücudunun insan olmaktan çıkarılıp nesneleştirilmesi…
Evet, fazla kilonun sağlık problemlerine yol açabileceğini herkes biliyor. Fakat toplumda kilolu olarak damgalanmak, tıbbi açıdan sağlıksız olma durumunu biraz aşıyor. Günümüzde ne yazık ki kilolu ya da obez insanları daha sağlıklı yapmak adına değil de adeta asimile etmeyi öngören bir kültür var. Fazla kilo insanın değerini düşürmez. Baskül üzerinde fazla kilomuz göründüğü için ikinci sınıf vatandaş olmayız. Bu durum hayatımızın değerini ve hayata katabileceklerimizi etkilemez. Hepimiz aynı derecede saygıyı, sevgiyi, nezaketi hak etmiyor muyuz? En azından bu bedenimizin şekline göre olmamalı…
Beden olumlama kiloyu değil değişimi destekler: kültürel değişimi! Belirlenen güzellik standardının çevresinde büyük endüstriyel sistemler kuruludur ve kendimizi ‘çirkin’ zannettiren bu sistemlerden, kendi özgüvenimizi geri almak için insanları cesaretlendirmek, yerleşen bu önyargıları kırmak için yola çıkar “beden olumlama destekçileri”. Başkalarına davranış şeklimiz, kilo hakkında düşüncelerimiz, medyada ve gündelik hayatımızda kadın vücudunu nesnelleştirmemiz… Bütün bunlar artık değişmesi gereken tabular. Fiziksel sağlığımız için en önemli şeyin akıl sağlığımız ve psikolojik durumumuz olduğu da bilinen bir gerçek iken, bedenimizi dolayısıyla kendimizi kabullenmek çok önemli.
Başta da dediğimiz gibi hayır! Obeziteyi ya da sağlıklı olmayan hiçbir şeyi cesaretlendirmiyoruz. Aslında tam da tersini yapıyoruz. Herkesin ve her bedenin olduğu hali ile olduğunu ve herkesin kendi bedenleri içinde öz kabulde hissetmesi gerektiğini anlatıyoruz. Önyargılarımızı ve modern dünyanın kendi sistemini yürütmek adına sunduğu güzellik anlayışının anlamını tekrar gözden geçirmenin vakti gelmedi mi? Bedenlerimizi değiştireceğimize fikirlerimizi değiştirsek mi?

Beyza Töreci

Beyza Usak _ Instagram

Beyza Usak _ Twitter

Dijital Topuklar’da Beden Olumlama Hareketi

Dijital Topuklar, Türkiye’ nin ilk ve tek dijital kadın zirvesi. Blog,  YouTube, Facebook, Instagram ve diğer tüm sosyal mecralardaki içerik üreticilerini, ajansları, marka temsilcilerini ve uzmanları bir araya getiren Dijital Topuklar’da her sene, kaliteli ve özgün içerik, ticari etik, dijital feminizm, dijital gençlik, dijital girişimcilik gibi konular ele alınıyor.

dt2

Dove Ürün Müdürü Nazlı Malatyalı, gençlerin kendilerini oldukları gibi sevmeleri amacıyla hayata geçirilen Dove Özgüven Projesi’ni Ayşe Arman’ın soruları eşliğinde Dijital Topuklar 2017’de anlattı. Nazlı Malatyalı: “Dove olarak, güzelliğin bir kaygı değil özgüven unsuru olması gerektiğine inanıyoruz. Bu anlayıştan yola çıkarak Dr. Özgür Bolat ve Toplum Gönüllüleri Vakfı işbirliği ile Dove Özgüven Projesi’ni 2017 yılı sonuna kadar 50 bin, 2020 yılına kadar da 500 bin gence ulaştırmayı hedefliyoruz” dedi. Nazlı Malatyalı’nın ardından sahneye çıkan Aybala Arslantürk, kendi hikayesinden yola çıkarak Türkiye’de kurucusu olduğu Beden Olumlama Hareketi’ni anlattı. Aybala Arslantürk: “Bedeninizi olduğu gibi kabul edin. Kimin ne düşündüğüne göre kendinizi şekillendirmeye çalışmayın, çünkü her birimiz biricik, eşsiziz!” dedi.

dt1

Çağımızın Sözde Standartlarına Karşı Duran Haklı Hareket: Beden Olumlama

Gözde Solak’ın yazısı ilk olarak 02.11.2017’de Listelist.com’da yayınlanmıştır.

Güzel olan nedir? Güzeli tanımlayabilir misiniz? Evet, bu sorunun herkese göre cevabı farklı. Peki neden tek tip olmaya çalışıyoruz? Çünkü medya aracılığıyla her gün önümüze sunulan ünlüler, modeller ve daha fazlası… Hepsi en tepeye konuluyor ve doğru olan budur, hepimiz kiraz dudaklı, hokka burunlu, ince belli olmalıyız deniyor. Tabi bu özellikleri detaylandırmak mümkün.

Sonra yaratılan bu güzellik standartlarının dışında kalan ve çoğunluğu kadınlardan oluşan insanlar bu kalıplara sokulmaya çalışılıyor. Bir süre sonra olması gerekenin bu olduğunu düşünüyoruz ve ardından estetik ameliyatlar, binbir çeşit diyet programları, spor salonları, binlerce kozmetik ürünü ve bunlara harcanan paralar…

En kötüsü de sahip olduğumuz özelliklerden dolayı kendimizi kötü hissediyoruz ve toplumdan soyutluyoruz. İşte tüm bunlara karşı duran bir hareket var; Beden Olumlama Hareketi!

“Body Positive Movement” yani Beden Olumlama Hareketi dünyada uzun süredir konuşulan ve farkındalık yaratılmaya çalışılan önemli bir mesele aslında

beden-olumlama1

Türkiye’de ise feminist hareket içinde sıkça konuşulan bir konuydu ama bu konunun dillendirilmesi ve bu hareketi destekleyenlerin bir çatı altında birleşmesi gerekiyordu

beden-olumlama2

Bu hareketin öncüsü ise Aybala Arslantürk oldu…

aybala-arslanturk-480x600
Ayşe Arman – Aybala Arslantürk, Dijital Topuklar 2017

Beden Olumlama Hareketi aslında kadın ya da erkek fark etmeksizin insanların vücutlarının belli bir standarda uymak zorunda olmadığını anlatmaya çalışan bir hareket

“İdeal” olarak adlandırılan standartların hiçbir insana dayatılmaması gerektiğini savunuyor beden olumlama

beden-olumlama3

“Normal” ya da “ideal” olan kişiden kişiye değişiyor ve hiçbir insan medyanın önümüze sunduğu güzellik kalıplarına uymak zorunda değil

beden-olumlama4

Yani kilolarınızla, cilt lekelerinizle, selülitlerinizle, vücut tüylerinizle ya da engellerinizle mutlu olabilirsiniz ve hiç kimse sizi bu sebeplerle eleştirmemeli. Bu sizin seçiminiz ve sizin bedeniniz.

model-600x338

Sürekli değişen güzellik standartlarına uymak zorunda kalan kadınlar bu konuda çok fazla baskıya maruz kalıyorlar

body-love-21.jpg

“Biraz kilo mu aldın sen?”, “Zayıflayınca burnun ortaya çıkmış, estetik yaptırmayı düşünüyor musun?”, “Bu ne hal makyaj yapmadın mı?”, “Kadın dediğin ince belli olmalı.” vb. binlerce cümle aslında bedenlerimiz ve görünüşümüzle bizi aşağılıyor…

beden-olumlama5

İnsanların bizi sevmesi ve beğenmesi için onların yarattığı kalıplara girmek zorunda değiliz aslında. Güzellik algısına uymak için estetik yaptırmak, spor salonlarında saatler harcamak zorunda değiliz…

Dünyada bu harekete katılan ünlülerden bazıları ise; Adele, Oprah, Jennifer Lawrence, Kim Kardeshian, Selena Gomez, Iskra Lawrence ve daha birçok ünlü isim…

Adele: “Hiçbir zaman dergilerdeki modeller gibi görünmek istemedim. Ben çoğunluktaki kadınları temsil ediyorum ve bundan gurur duyuyorum…”

Türkiye’de Aybala Arslantürk’ün başlattığı Beden Olumlama Hareketi’ne birçok ünlü isim de katıldı. Aybala Arslantürk ise katıldığı Dijital Topuklar etkinliğinde küçükken ve gençken bedeniyle ilgili yaşadığı travmaları ve beden olumlama bilincini nasıl kazandığını anlattı

aybala-600x449

Türkiye’de beden olumlama hareketini yaymaya çalışanlardan biri de vitiligo hastalığı olan İrem Koçak. O da bu harekete dikkat çekmek için vitiligo lekelerinin etrafını çizerek bir harita haline getirdi ve Instagram’dan paylaştı

irem-kocak-591x600

“İnsanlar “Aa, eline çamaşır suyu mu sıçradı”, “Daha esmer olsan ineğe benzerdin” gibi şeyler söylüyor. Dolayısıyla siz de tepki göstermek istiyorsunuz önce. Sonrasında da kabullenip sevmeye başlıyorsunuz. Ben galiba sevmeye başlama evresindeyim. Artık bedenimin, cildimin sürekli değişiyor olması tuhaf bir şekilde hoşuma gidiyor.” diyor İrem Koçak.

Son dönemlerde çok konuşulan ve Milano Moda Haftası’nda podyuma çıkan ilk Türk manken olan Öykü Baştaş da bu ‘ideal’ güzellik algısını yıkmaya çalışanlardan biri

oyku-bastas-447x600

Twitter’da birinin “Umarım körümdür” yazarak paylaştığı fotoğrafları üzerine Öykü Baştaş da “İnsanları farklı oldukları için çirkin bulmanın yanlış olduğu düşünüyorum, sıradan güzellik anlayışına inanmıyorum. Modellik yapmak için bunun gerekli olduğunu düşünmüyorum. Bence insanları farklı yapan şeyler onları daha özel yapıyor ve zaten her insan olduğu halde güzel.” mesajıyla cevap verdi. Öykü Baştaş’ı daha yakından tanımak için listemize göz atabilirsiniz.

Kıyafet bedeninden saç rengine dayatılmaya çalışılan tüm kurallara karşı çıkan, tek tip olmamayı savunan bu harekete siz de katılabilirsiniz!

Gözde Solak

*Beden olumlama tagı geçen görseller Aybala Arslantürk’e aittir.

Harika Değilsin!

               İnsanın bedeni ile olan ilişkisi uzun ve sancılı bir süreç, hayır durun henüz sevgili olma aşamasına geçemedik. Birbirimizi tanıyoruz şu sıralar,ağırdan alıyoruz,her şey bizim için çok yeni,biz derken ben ve bedenim. Bedenim,içinde yaşadığım ,tabiri caizse, kılıf.Kitabı,kılıfına göre değerlendirmeyin deriz ya. Öyle olmadı işte, ben kendimi hep kılıfıma göre değerlendirdim.Gerçi yalnız değildim ,sağ olsun! herkesin beni sokmak istediği bir kılıf ve fikir vardı. Hiçbirine uyum sağlayamadım. Peki uyum sağlayamadığım her kılıf bana nasıl hissettirdi dersiniz? Evet,doğru bildiniz. Yetersiz ve değersiz. Peki, ben gerçekten bu muydum? İnsanlar okumaya üşeniyor  veya istemiyor diye okunmaya değmez miydim? Çoğunluk  hep haklı mıydı? Ben mi uyumsuzdum? Bunun ortası yok  muydu? Yumuşak bir kek için 3 yumurta mı kırılıyordu? Babam böyle pasta yapmayı nereden biliyordu? Hep insanları dinledim, kendimle hiç konuşmadım. Garibim bir başlasa 21 yılın acısını çıkaracak zaten, çıksın be canım kendim. Neyse, ne zaman insanları susturdum, kendi şarkımı söylemeye başladım. Ve ,evet sesim kötüdür zaten içimden söylüyorum,siz duyamazsınız belki. Kalbin şarkısı bu. Ne kadar çok dinlersen o kadar güçleniyor şarkısı, tavsiye ederim, dinleyin, dinlettirin. İçinizin pası silinsin. Kalbim söyledi zaten buralara gelmemi. Biraz da kırgındı hani, sana en yakın ve seni en çok bilen benken neden bana kulak asmadın diye. Haklı, üzgünüm. Kendi şarkımı dinlemeye başladığımda başkalarının bana uymayan kılıflarından sıyrıldım yavaşça. Çıplak kaldım bir süre. Ardıma baktım, yıllarca üst üste birikmiş kılıflardı bunlar nefesimi daraltan. Bıraktım ki nefes alsın kendim. Kendime ait olanı bulunca, yıllar önce ergenlik başlangıcında bırakmıştım onu, giydim. Tam bana göreydi ben olmak. Ben olabilecek tek kişi bendim. Ben olmayı da yine ben anlardım. Hala anlamaya çalışıyorum. İnsanı çözmek zor fakat sıra dışı bir süreç.Yanlış anlaşılmasın ,kimlik arayışında değilim. Parçalarımı topluyorum. Toplumun her beklentisi ile benden uzağa savrulan benliğimin parçaları. Önemsenmemiş, değeri anlaşılmamış nadide parçalar. Eşsizler,çünkü bana aitler. Sen de eşsizsin. Kendinize tapın diye pembe yalanlar atmıyorum, inanın benlik değil. Bak bi etrafına, lütfen kaldır telefondan başını biraz. Senden bir tane daha görüyor musun? İkizi olanlar,içlerine baksın. (üzgünüm,zaten en büyük farklılıklarını biliyorlar onlar. Bunu düşünen, benim gibi üşenmezler için dip not. Konuya dönelim hadi, gel). Göremezsin. Harika olduğunu söylemiyorum sana. EŞSİZ VE BİRİCİK OLDUĞUNU SÖYLÜYORUM. Değerin, kendini bildikçe artacak. Yerin altından çıkarılmadan hiçbir madenin değeri bilinemezdi, değil mi? Kendi değerini sadece sen belirlersin, bu sadece senin işin. Başkalarının işi hiç değil. Yok ,işi olduğunu düşünenler çıkarsa, sessize al bırak çalsın. Veya ver telesekretere şu sesi duysunlar ‘aradığınız kişiye, sizle işi olmadığı için ulaşamıyorsunuz. Tekrar denemeyin, lütfen işinize bakın’ Herkesin hayatına kimse karışamaz. Nokta. Yazıyla. Son. The end yani. Değerlisin sen, gerçekten öylesin. Belki henüz fark edemedin ama keşfedeceksin yeter ki iste. Kim olduğunu bilmiyorum. Sen de benim kim olduğumu bilmiyorsun. Çünkü önemli değil. Kim olduğun, olduğumuz. Kılıflara bakmıyorum artık. Sen de bakma. Bana ne 150 veya 40 kilo isen, yüzündeki hiçbir leke ilgimi çekmiyor, kalbinde olursa üzülürüm ama. Boyunu pek umursamıyorum, kolların bedenine sarılabilse yeter. Sarılmak önemli çünkü. Dişlerin ayrık mı? Gülümse, çekiyorum. Kaşların birleşik mi? Çatma onları hiç. Eğer bana yürüyebilecek bacakların yoksa sana koşacağım.Ve sarılacağız.Tam bir koalayımdır, sarılın bana. Üzmeyin kendinizi. Size geçirilmeye çalışılan kılıfları birbirine düğümleyip bir kırmızı balona bağlayın. Uçup gitsin,bırakın. Çok mu edebiyat yaptım? Fakat okuyucu, bu derin bir tutku; kendini kabullenmek ve kendi şarkını söylemek. Sen, her sayfasını okumaya değer bir kitapsın. Hikayeni kendin yaz, kendi kararlarını sen ver. Kusursuz ve mükemmel olma çabanı anlıyorum. Fakat yapma. Kusur dediğin her küçük ayrıntıdan nefret etme, takılma onlara. Zor,biliyorum. Pratik gerektiriyor, mesela şu an bu metni silip baştan yazmaya girişmeden kaydetmeliyim. Kusurları  olabilir ama başka insanların kalplerine dokunacağı umudu ile bu isteğimi bastırıyorum. Dediğim gibi, pratik. İnsanın kendini kabullenmesi hatta ileride sevmesi pratik gerektiriyor. Zaman alacak  ve değecek. Değmezse paranız iade, size yeni bir beden vereceğiz. Ah üzgünüz elimde size göre kalmamış beden, tek üretim kendisi ve zaten sizdeymiş o. Ne yapalım bizde elimizdeki ile idare ederiz o zaman. İdare etme arkadaşım. O kadar sene her şeyine katlanmış,her yere senle gelmiş, vefalı dostun, sevgilin, bedenin. Önce birbiriniz tanıyın sonra ilerler bir şekilde bu şekilde.”-Efenim, çocuklar birbirini geç tanımış, tanışmış, kabullenmiş. ”Eee,ne yapsak şimdi”           “-Diyorum ki hazır hep birlikte vakit geçirip artık birbirlerinden ayrılamayıp, benimsemişken şey yapalım (Heyecanla nefes alır ve bombayı patlatır.) Olumlayalım artık birbirlerine.”  “OLUMLADIM GİTTİ BE! ne zamandır bu anı bekliyorum hiç gelmeyecek sandım şapşal çocuklar, mutlu mesut yaşayın, canınızı yerim, verirseniz bir kahvenizi de içerim artık” Ben de artık kahvemi içeyim, soğudu kendisi. İyi okumalar efenim,tatlı olumlamalar.

İçerik: Bet – Betül Gönendik

Görsel: Hafize Uslu

Ben hep bilmiyordum!

İlk olarak Kaosgl’ de yayınlanmıştır.

Bundan 20 küsür sene önce Tekirdağ’da doğdum. Hatırladığım çocukluk zamanlarında hep bebeklerle oynuyor, elbise giyiyor, ailem pantalon gömlek giydirmek istediğinde üzerimden atıyordum. Çocukluk yaşlarımda hep kız çocuklarıyla oynar, pembe renkli şeyleri sever ve saçlarımı uzatmaya bayılırdım. Hatta ailem bir gün daha gür uzasın diye saçlarımı kestirmek istediğinde ortalığı ayağa kaldırmıştım. Ortaokul-lise zamanlarıma geldiğimizde ise okula etekle gitmek istiyordum, bazen hevesle makyaj yaptığım da oldu. Hayır! Yanıldınız, ben atanmış bir erkek olarak doğmadım, ben trans bir kadın değilim. Ben geçen sene sonbaharında kendisine Atlas ismini koymuş bir trans erkeğim.

Kendime açılma sürecimde ve sonrasında birçok hikayeye kulak misafiri oldum, herkes hep biliyormuş, ben ne yaşadımsa herkes tersini yaşamış. Eminim ki bunların bir kısmı doğru olsa da bir kısmı da; toplumun bize öğrettiğini fazlaca işittiğimizden ve gelecek tepkilerin bizi inciteceğinden korktuğumuzdan, ürettiğimiz hikayeler oluyor. Bence bu hikayeler kalıplaşıp yerleştiğinde de cinsiyetçiliği yeniden üretiyor; sanki bebeklerle oynadığımızda trans bir erkek değilmişiz, arabalarla oynadığımızda asla trans bir kadın olarak açılamazmışız algısını yaratıyor.

Birçok kez ben de aynı hikayelere kapılıp çocukluğumu sorguladım, birkaç hikayem dışında hiç de öyle göze çarpar şekilde cinsiyet kimliğimden şikayetçi olduğumu bildirir bir sıkıntı yoktu. Doktorlara gittim “Ben hep biliyordum!” dedim, başka doktorlara gittim “Ben daha annemin karnında arabalarla oynuyordum, doğduğumda beni sardıkları kundak pembe diye çok ağlamışım!” dedim.

Sonra bunlar öyle yük olmaya başladı ki, “Toplumu ikna etmek için kendi gerçekliğimden uzaklaşmaya gerek yok ben ne olduğumun farkındayım” dedim. İnsanlarla paylaştım hikayemi, belli bir yaşa kadar “kız çocukluğunun” getirilerinden memnun olduğumu sonradan fark ettiğimi, en başından beri bilmemiz gerekmediğini söyledikçe insanlar da içlerini açtılar ve katıldılar bana. Öyle hafiflemiştik ki.

Ben kendimi çok sorguladım, “herkes aynı çizgide ilerlemek zorundadır ve ben ortaokulda saçlarımı gizlice kesmediğim için trans erkek değilim o zaman” diye düşündüm. Sonra yanıldığımı fark ettim, ben hep bilmiyordum! Ne zaman bilirseniz bilin, kendinizi ne hissettiğiniz esastır. Sonradan söylediğiniz, kurduğunuz ne kadar hikaye varsa şimdi atın hepsini bir kenara ve paylaşmak isterseniz bana ulaşın. İnanın, insan rahatlıyor! 🙂

Atlas Boysan Oğuz

Ayna ayna, söyle bana!

Gecen hafta bir kaç saatimi acaba tırnaklarımı uzun mu kullanmalıyım yoksa kısa mı törpülemeliyim diye düşünerek harcadım. Kendi standartlarıma göre uzun sayılan tırnaklarımı bir kaç gün öyle kullandım. Gün içinde bir çok kez tırnaklarımı kontrol ederken yakaladım kendimi aman içleri kirlenmesin diye. Duş alırken dikkatlice şampuanladım saçlarımı tırnaklarıma takılmasınlar diye. Bahsettiğim uzunluk parmağımı belki 1 milimetre geçecek kadardı. Benim icin sanki 2 koca santim gibiydi. Bu çileye fazla dayanamadım ve tırnaklarımı alışık oldugum uzunluğa kısalttım ve huzur buldum. Tırnaklarıma harcadığım zihinsel enerjiyi çok daha önemli ve faydalı düşüncelere harcayabilirdim oysa.

Daha sonra aklıma yazar Zadie Smith’in kızına koyduğu 15 dakika kuralı geldi. Smith, ayna karşısında fazla vakit geçirdiğini farkettiği kızına 15 dakika içinde hazırlanma kuralı koymuş. Zira kızı oğlundan çok daha fazla zaman  harcıyormuş ayna karşısında. Kendi davranışlarımı düşündüğümde günlük hayatta makyaj yapma alışkanlığım olmadığı için sabahları gayet çabuk hazırlanıyorum. Ama gün içinde ellerimi yıkadıktan sonra ayna karşısında takılı kaldığımı gözlemledim. Üzerimdeki kıyafetin bana yeterince yakışmadığını düşündüğümde huzursuz hissettiğimi, hatta bir an önce eve gidip üzerimi değiştirme arzusu duyduğumu farkettim. 1-2 kilo aldığımda randevularımı erteliyor ya da gün içinde sürekli kafayı bu konuya takmaktan keyifli vakit geçiremiyorum. Kendimi güzel bulduğumda daha özgüvenli hissederken beğenmediğimde sorumluluklarımı bile erteleyebiliyorum.

Benim gibi bir sürü kadın zamanını bu saçma düşüncelere harcarken, erkekler kendilerini değil zaman zaman, mütemadiyen güzel bulmadan yaşamlarını sürdürebiliyor, hedeflerini gerçekleştirebiliyor ve hatta hayatlarından memnun olabiliyorlar. Kilo aldıklarını olumlu veya olumsuz hissetmeden kabul edebiliyor, hemcinslerinin bu kilolar hakkında ne düşündüklerini umursamıyor ve zaten hemcinsleri de genelde alınan kilolar hakkında yorum yapmıyorlar. Erkekler kendi yaşamlarının başrolü olarak iyi kötü yaşarken, biz kadınların topluma ödemeleri gereken güzellik borcu vicdan azabı gibi tepemizde dikiliyor. Bu borcu bize yükleyen en önemli etken şüphesiz medya. Gazeteler, magazin dergileri, sosyal medya, reklam sektörü başta olmak üzere kadınlara sürekli daha güzel olma sorumluluğu yükleniyor. Hatta kadınlar hakkında  yapılan sözde bilimsel çalışmalar bile pek çok kez doğrudan veya dolaylı güzellikle ilgili herhangi bir “biyolojik“ altyapı üzerine. Bir kadına düşünceleri veya davranışları eleştirilmeden önce “çirkin“ olduğu söyleniyor. Beğenildiğinde ilk önce güzelliği övülüyor. İlginç, neşeli, kuvvetli, zeki, meraklı, çalışkan gibi olumlu özelliklerden önce güzellik geliyor. Oysa kadınların sürekli yaşlanma ve beğenilmeme korkusuyla yaşaması onları hayatlarının her evresinde bir nevi felç ediyor. Küçük kız çocukları spor yaptıklarında saçlarını ve giysilerini düzeltmekten rahatça hareket edemiyor mesela. Ergenliğe girdiklerinde spor kıyafetlerinde rahat hissetmedikleri için iki haftada bir regl bahanesiyle beden eğitimi derslerini bankta oturarak geçiriyor bir çoğu. Koşarken, zıplarken nasıl göründüklerini düşünmekten başarılı bir sonuca odaklanamıyorlar. Okul ve iş hayatında bir çok kadın düşüncelerini paylaşmaktan o an kendini beğenmediği için imtina ediyor, topluluk önünde konuşmak istemiyor.

Kadınların büyük çoğunluğu kendi yaşamlarının öznesi olarak güzellik kaygısını bir kenara bırakıp çalışamıyor, üretemiyor, hedefleri için kendinden ödün veremiyor. Kadınlara yaşamları boyunca ön görülen zirvelerin hepsi güzellikle ilintili. Gelin olmak, anne olmak, “sünnet çoçuğu annesi olmak“ (yazar bu noktada kahkaha attı) güzellik şovu vesileleri. Hatta artık sosyal medya bu şovu sıradan bir arkadaş toplantısında dahi mümkün kılıyor. Daha çok kadınlar sosyal medyada güzel göründükleri fotoğrafları paylaşıyor. Bunun nedeni bir mutluluk ispatından çok güzellik ispatı aslında. Akıllı telefonlar sayesinde evde otururken bile kendimizi çekip fotoğrafımızı paylaşmamız mümkün.

Öte yandan erkeklerin kadınlardan daha “iyi“ yaş aldığı sanrısı kadınları zamana karşı beyhude bi yarışa sokuyor. Oysa Carrie Fisher’in de dediği gibi erkekler kadınlardan daha iyi yaşlanmıyor, sadece toplum yaşlanmalarına müsaade ediyor. Yaş aldıkça “karizma” kazandığı söylenen erkeklerin karizmaları bir işe emek verirken sarfettikleri öz verinin görünmesinde bir beis olamamasından kaynaklanıyor. Kadınlardansa hayatın birer objesi olarak güzel ölmeleri bekleniyor. Terlemeden, kızarmadan, ellerini ve giysilerini kirletmeden, yaşlanmadan hiç gerçekleşmeyecek güzellik ideallerine erişmek için zamanı tüketip, erkeklerin hep 10 adım gerisinde başarılara razı gelip, hiç yaşamadan yaşamaları bekleniyor.

Güzellik göreceli ve zaman zaman her insanin başına gelebilecek bir şey. Bir gülümsemede, bir fotoğraf karesinde, bir eylemde ve her yaşta başımıza gelebilecek bir şey. Tıpkı  doğanın bazı hallerinde olduğu gibi, mütemadiyen sürmesi gerekmeyen ama biz ölene kadar mutlaka bize bir çok kez uğrayan bir şey. Mutlak ölçüleri ve kalıpları olmayan bir şey. Güzellik yaşamın amacı veya var oluş sebebimiz değil. Sevdiklerimizin bizde gördüğü güzellik dışında sürdürülebilmesi  de mümkün değil. Benim için bu kendime sürekli hatırlattığım ve zihnimi ciddi anlamda özgürleştiren bir süreç ve gerçek. Çünkü kimseye güzellik borcumuz yok. Kendimize bile.

Hayrunnisa Akar

Görsel: Aybala Arslantürk