Sadece Anne, Bakire ya da Seks İşçisi Değiliz

Lumiere kardeşlerin on yedi kare akıtarak başlattıkları, George Miles’in de aya kaş göz çizerek taçlandırdığı sinema sanatının her dönem her türlü etkiye açık tüm insanlara öyle ya da böyle ulaşabilen; kimini düşündüren,kimini değiştiren bir sanat olması kolay olmadı. Büyük bir yol kateden sinema türlü akımların ve büyük sinema kişiliklerinin etkisinde tüm kültürlerde önemli bir yere sahip oldu hep…

Malzemesi“insan” olan sinema Alman dışavurumculuğu, Fransız Yeni Dalgası, İtalyan gerçekçiliği gibi akımların da etkisiyle kısa sürede çok konuşulur ve düşünülür olduktan sonra dünyadaki birçok akımdan etkilenen ya da bizzat akımı oluşturan güç bile oldu.

“Kadın” sinemada her zaman karşı güç olarak kullanıldı. 1920’li yıllarda sinema kısa etek giyen, aşırı makyajlı vamp kadın; 30’lu yıllarda göreceli olarak daha “ahlaklı”bir kadına evrilmiştir. 1940’lı ve 50’li yıllarda tanıştığımız “Fatal Female”60’lı yıllarda biraz daha idealize edilip merkeze Marylin Monroe oturtulmuştur. 1970’li yıllarda ise “ikinci dalga feminizm” sinemada etkisini gösterir olmuştu ki 1972 Edinburg Film Festivalinde bir manifesto yayınlanmıştır. Özetle sinemada kadınların neden hep “Anne, Bakire ya da Seks İşçisi” olduğu sorgulanmıştır. 1973’te yayınlanan Claire Johnston’un makalesi “Women’ Cinema as a CounterCinema” uzun yıllar gündemden düşmemiş ve Feminist Sinemanın yol göstericisi olmuştur. Sinemada kadının “erkek gözünden resmedilen erkek olmayan karakter”olduğunu ve alıcının (seyircinin) kadını başka bir yere oturtmasının mümkün olmadığını anlatan makale kahraman erkek karakterin “ben merkezci” bir sistemle anlatıcı olması kadın karakteri ikincil duruma ittiğini söylememektedir. 1975’te Laura Mulvey ataerkil sinemada “eril bakış” haz alma duygusuyla birleşerek narsist bir bakış açısıyla sinemanın skopofili (dikizcilik) ve röntgencilik temalarıyla birleşerek sadece seyrederek zevk alır hale gelmiştir diyerek Feminist sinemanın en büyük argümanını oluşturmuştur. 1980’lerde sınıf kavramını ve etnik ayrımcılığı inceleyen kadınların filmleri 1990’larda ise aile ve kardeşlik kavramlarına ağırlık vermiştir.

Fransız Yeni Dalga ile başlayan Feminist Sinemanın elbetteki önemli isimleri vardır. Film yönetmenindir ilkesinden hareketle kadın yönetmenleri anmamak olmaz tabii ki… Fransız Alice Guy Blanche dünyanın ilk konulu filmini çeken Feminist kadın yönetmen olarak tarihe adını yazdırmıştır. Doğurganlık ve kürtaj konusunu beyazperdeye ilk kez taşıyan Lois Webber önemli bir yerdedir bu listede. Dorothy Arzner de değişik ve muallakta bırakan yaklaşımı ile listedeki üçüncü yönetmenimizdir.

Bakış açısı eril olan sinemanın Mulvey’in anlattığı sisteme dayanarak kadına bakışını-anlamasına rağmen- çabuk değiştirdiğini söylemek abesle iştigal olur. 2000 yıllarda filmin kadın karakteri eril bakıştan kurtulmaya başlamış, çatışmanın göbeğine oturmuş, suç ortağı olmuş diyebiliriz. Charlie’nin meleği artık bir Thelma olmuş ve suça iştirak ederek aslında Katil doğduğunu ispat etme yolunda hızla ilerlemeye başlamıştır…. Perdedeki etken erkek bakışı kadın bakışını da etkenleştirerek, edilgenlikten kurtararak bir nevi sinemayı da kurtarmıştır. 1990’larda fatale femalede baş gösteren bağımsız kadın ruhu 2000lerde de her durumda güçlü olmayı seçerek yoluna devam etmiştir.

Tür filmlerinde bazı klişeler bazı kültürlerde halen satmasına rağmen sinemadaki yani perdedeki kadın, evde dahi fönlü saçları olan, kırmızı ruj süren, banyodan makyajla çıkan, ölüm döşeğinde gözünde kalem çekili hep stiletto giyen, ojeli kuklalar benzeri resmedilmiyor artık.

Kadın,sinemada savaşını yine kadınlar sayesinde kazanmıştır kanımca. Kadına dair,kadına has gerçekliklerimiz illa tüm değişkenlikleriyle hala yer buluyordur beyaz perdede… Fakat artık sadece “Anne, Bakire ya da Seks İşçisi” değiliz…

Anladığın kadar özgürsün…

Melike PEHLİVAN İŞLER

Bir garip akım: Beden Olumlama Hareketi

Gazete Şujin, 02/04/2017 tarihinde yayınlanmıştır.

Beden Olumlama Hareketi ‘Body Positive Movement’ 2000’lerle birlikte Amerika’da ‘bedeni olduğu haliyle kabul etme’ aktivizmi olarak doğdu. Hareketi; bireylerin bedenlerini ‘her haliyle’ onaylamasını, kabul etmesini ve tek bir ideal beden tipi olmadığını temel alan feminist bir hareket olarak tanımlayabiliriz. Hemen bu noktada belirtmek gerekir ki ‘her halinle güzelsin ve kendini sevmelisin’ mottoları kapitalizme yenik düşen ana akımı temsil ediyorken; ideal beden olumlama hareketi kendini kabullenme ve bedenine karşı nötr de olabilme halini esas alıyor. Yaşadığımız coğrafyada bedenlerimiz üzerinde herkesin söyleyecek sözü varken, her an her birimiz bir diğerinin kafasındaki imaja uymadığımız için eleştiriliyor, kahkahamız sorgulanıyor, kıyafetlerimizin ‘bedelini’ ödemek zorunda bırakılıyorken Türkiye’deki feministlerin de beden olumlamaya sessiz kalması beklenemezdi ve resmi olarak hareket kendi aktivistlerini doğurmak üzere yola çıktı.

Beden Olumlama Hareketi tüm vücut şekilleri, boyutlarını kapsayıcıdır. Bedene dair aklınıza gelebilecek her ‘öteki’ tanımı hareketin dokunmak istediğidir. Evet evet! Tam olarak öyle! Bedenini her haliyle kabul etmesi gerekenler sadece kadınlar değil! İlginç mi? Cümleyi tekrar tekrar okuyarak ‘cinsiyet bağımsız’ bir hareket olduğunu sindirin derim. Çünkü beden söz konusu olduğunda sadece kadınların idealize edilmiş görüntüye sahip olması gerektiği, erkeklerin ise ‘ideal’i talep ettiği devir kapanalı baya uzun zaman oldu.

FullSizeRender (3)

Orantılı kıvrımlar, pürüzsüz bir ten, hokka burunlar, heteroseksüel bireyler, beyazlık, ışıltılı saçlar, tam bir vücut, natranslık, lekesizlik, selülitten uzak çatlaksız bacaklar, ah bir de kılsız tüysüz olsun lütfen! Hayır! Hiçbirimiz bu tanımlara uymak zorunda değiliz. Doğuştan getirdiğimiz lekelerimiz olabilir, ampüte veya sonradan uzuv kaybı yaşamış olabiliriz, cinsel yönelimimize biz karar veririz ve ayrıca ten rengimiz için kabul edilebilir rengin beyaz olduğunu kim söyledi? İdeal güzellik kavramı seneler ve coğrafyalara göre değişip dönüşüyor. Bugünün ‘güzel’i, yirmi sene öncesinin kabul edilmezi olabilir ve elbette tam tersi de geçerli. Bedenlerimiz kabul edilebilirliğine kimsenin karar veremeyeceği, bize ait, bize özel ve biricikler. Dünyada beden olumlama hareketi aktivistleri bu fikri daha çok yaygınlaştırabilmek için inanılmaz güzel işler yapıyorlar.

Hareketin en görünür aktivistleri büyük beden bireyler. Görünür olmaları hareketi ‘şişmanlığı (hatta obeziteyi) övüyorsunuz’ eleştirisine maruz bıraksa da önce had bilmek gerektiğini hatırlatmak isterim. Büyük beden her bireyin sağlıksız olduğu fikrine nereden kapıldınız? Ayrıca teknolojinin ve imkanların hızına yetişemediğimiz bu devirde sizce de bu bireylerin sizin yönelttiğiniz ‘spor yap’, ‘sebze ile beslen’ ‘kalpten tık diye gidersin 9’ gibi cümlelerle her gün her mecrada karşılaşmıyor olma ihtimalleri var mı? Sizin aklınıza gelen her fikri karşınızdakinin de biliyor olabileceğini, bireylerin kendi bedenlerini (sağlıklı olduğu müddetçe) istedikleri ölçüde kabul edebileceği fikrine alışın lütfen. Aktivistler şişmanlığı övmüyor, beden tipi ve boyutunun kimseyi bir diğerinden üstün kılamayacağını anlatıyorlar.

FullSizeRender (4)

Görünürlük sıralamasında ikinci sıraya vitiligo ve şarap lekeli bireyleri almak yanlış olmayacaktır. Tam bu noktada harika bir beden olumlama hareketi aktivisti eylemi görmek için videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

Bedenlerimiz söz konusu olduğunda kimin hangi deneyimden geçtiğini bilemeyeceğimize ve her durumda saygı duymamız gerektiğine vurgu yapmak gerek. Hareketin engelli, kıllı, trans, zayıf, lekeli, şişman -ve daha birçok tanıma sahip- bireyleri ‘her bir zerremizle varız, buradayız’ diyorken, sizin zihninizdeki ‘ama sen ideale yakınsın/idealsin’ diye tanımladığınız bireyler de savunuculuk yapabilirler. Ayrıca sizin idealiniz, karşınızdaki bireyin ideali ile örtüşmek zorunda da değil. Amacın farkındalık yaratmak ve vücudunu kabullenen bireylerin artması olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Hareketin aktivistlerinden Ezgi’yi yaptığı muhteşem çevirileri için blogundan, beden olumlama hareketine destek fotoğraflarını paylaşan Berrak’ı instagram hesabından takip edebilirsiniz. Mottolar, seminer bilgileri ve online aktivizm için Facebook, Twitter ve Instagram takip ederek hareketin online eylemlerine katılabilir, dünyadaki aktivistlerin ve buradakilerin neler yaptığını anlık öğrenebilirsiniz.

AYBALA ARSLANTÜRK

İSTANBUL, NİSAN 2017

İdeal Beden mi? ‘Bir kadının kendini sevmesi devrimdir!’

Sivil Sayfalar’da 29/03/2017 tarihinde yayınlanmıştır. 
İdeal beden nedir? İdeal beden var mıdır yoksa tamamen bir yanılgı mıdır? İdeal beden varsa nasıldır ve kim belirler? Üzerinde uzun tartışmalar yapılabilecek ideal beden dosyasını aktivist görüşleri ile açmak istedik.
Berrak TunaBerrak Tuna, feminist aktivist.

Yazılarını blogundan takip edebileceğiniz Berrak, -“ideal” elbette ki var fakat bu bir yanılgı, yanılgı olması maalesef gerçek olmasına engel değil- diyor.

‘İdeal beden algısı kendim de dahil olmak üzere bu konuyla ilgilenenler tarafından görmezden gelinmeye çalışılsa da maalesef hala var. Fakat bu ideal beden, tek tip değil. Farklı ülkelerde, farklı kültürlerde birbirinden ayrışıyor bu bedenler. %90’ının ortak özelliği ise, ince yapılı ve çoğunlukla beyaz olmaları. Siyahi toplumlarda ve Asya toplumlarında, cilt rengi olabilecek en açık renk, özellikle yüz vücut hatları batılı standartlara en yakın olanlar güzel bulunuyor. Bu “ideal” yüzünden, çok tehlikeli olduğu halde kullanılan kimyasal cilt rengi açma işlemleriyle ünlüler zaten. Asya’da çekik gözlerinden memnun olmayanlara daha batılı görünmek için sağlanan çift göz kapağı ameliyatı da bu konuya uygun bir örnek.

Bu önümüzdeki genel gerçek.

Bu gerçeği kabul etmeden, beden olumlama hareketini destekleyemeyiz. Ortada toplumsal olarak kabul edilen bir ideal olmasaydı, bu idealleri yıkmaya da çalışıyor olmazdık.

Bu ideallerin en büyük yaratıcısı ve destekleyicisi tabii ki ataerkil toplum, tüketim kültürü ve kapitalizm. Özellikle kadınların alım güçlerinin artmasıyla, dış görünüşe ve bedene verilen kozmetik değer artıyor, endüstri gelişiyor. Zira bu ideal aslında satın alınabilen bir şey. Cilt tonundan, renk eşitsizliğinden sivilcelere, vücudunuzdaki kıl ve tüy yoğunluğuna, aşırı zayıflıktan, şişmanlığa; diyet ve güzellik sektöründe, cinsiyetiniz fark etmeksizin, satın alıp kendinizi bu “ideal” e yaklaştırabilmeniz için her şey mevcut. İşin sıkıntılı tarafı, size “ideal olmak ister misiniz?” diye sorulmuyor. Siz zaten farkında olmadan toplumda var olabilmek, zorbalığa maruz kalmamak, başkalarından ayrıştırılmamak ve en üzücüsü de onaylanmak, bu ideale yaklaşmak için tüm paranızı, enerjinizi harcıyorsunuz. Zira medyada nereye baksanız o “aslında olmanız gereken” ideal bedenler var.

Bu “ideal” elbette ki var fakat bu bir yanılgı, yanılgı olması maalesef gerçek olmasına engel değil. Savaşması zor olan ise, bu idealin sürekli şekil değiştirmesi. 90’larda “heroin chic” adıyla moda olan ince ve soluk görünüş, yerini “beach body”’e bıraktı. Bronz, popolu fakat gıdısız ve düz karınlı olmak şimdilerde çok önemli. İnsanları yıllarca diyet kültürüyle beslenme bozukluklarına ve psikolojik hastalıklara sürükleyen bu ince beden ideali, şimdilerde sağlıklı beslenme adı altında aksiyona devam ediyor. Sağlıklı beslenmiyorsanız, ana akım medya tarafından desteklenen bu beslenme ve egzersiz programlarına dahil değilseniz (ki bu beslenme ve egzersiz programları ne derece sağlıklı, herkes için uygun mu o da tartışma konusu), sağlıksız ve sorumsuz ilan edilebiliyorsunuz. Artık ölçümleriniz ne olursa olsun obez sayılıyorsunuz. Obez, şişman, kilolu demek yerine sağlıksız deniyor. Politik doğruculuk gibi yani, aslında altta yatan anlam aynı. “Şişman ve çirkinsin”.

Bu ideal beden baskısı otonomiyi elinizden alır. Sürekli değişmesiyle kafanızı karıştırır. Bir süre sonra kendinizden, özellikle toplum ve toplumun tükettiği medya tarafından bedeninizde “problemli” ilan edilen yerlerinizden başka bir şey düşünemez olursunuz. Durmadan size ne yapmanız gerektiğini, nasıl yaşamanız gerektiğini, neye önem vermeniz gerektiğini dikte eder. Motivasyona ihtiyacınız olduğunu düşünmenizi sağlar, “güç içinizde, isterseniz siz de böyle olabilirsiniz” der, hiç aklınızda yokken kendinizi başkalarıyla kıyaslamanızı sağlar. Beden ve dış görünüşe verilen bu sahte değer ve önem, kişiyi biblolaştırıp sistematik bir şekilde vasıfsızlaştırmaya sebep olur. Bir bakarsınız görünüşünüzden daha önemli bir şey kalmamış, sesiniz, işiniz, düşündükleriniz, fikirleriniz geri plana atılmış.

İşte bu yüzden amacımız idealleri yıkmak değil, bu ideallere verilen önemi azaltmak, gücümüzü elimize almak olmalı.’

Berrak instagram hesabından yaptığı paylaşımlarla Beden Olumlama Hareketi’ne göz kırpıyor.

Dilâra Gürcü

Dilâra Gürcü, feminist yazar.

Uzun yıllardır feminist hareket içinde aktif yer alan Dilâra’nın yazılarını T24’ten takip edebilirsiniz.

‘Bu benim hem bir kadın olarak hem de feminist olarak çok uzun süredir sorguladığım bir konu. Dönemsel ve kültürel olarak kadın bedenine atfedilen ideal bir güzellik algısı olduğunu düşünüyorum. Bu coğrafyadan coğrafyaya, dönemden döneme değişiyor. Örneğin şu an Batı’da “balık etli” tabiriyle tanımlanan kadın bedeni, rönesans Avrupası için oldukça zayıf kalıyor ve arzu nesnesi olarak algılanmıyordu. Ya da bazı coğrafyalarda geniş kalçalı kadınlar bir cinsellik simgesiyken, bazılarında ise genel standartlara göre “kilolu” olarak algılanıyorlar. Kilo dışında ten rengi, saç rengi, vücut kıllarının nerede olması ve olmaması gerektiği gibi belirleyici faktörler var.

Aslında oldukça öznel olan “güzellik” algısı nasıl bu kadar objektif temeller üzerinde şekilleniyor sorusuna verebileceğim tek bir cevap var sanırım: o da toplumdaki normlar doğrultusunda oluşan ve yaygınlaşan kültür. Objeleştirilen kadın bedeni ve kadının mütemâdîyen erkeğe görsel haz oluşturma tahakkümü ile kadınlar her zaman daha estetik varlıklar olmalılar algısı oluşuyor. Bunda elbette heteronormativitenin ve evrimsel olarak üreme refleksinin etkisi büyük. Bu algı da medya ve moda sektörü sayesinde yaygınlaşıyor. Televizyona erişimi olmayan bazı ülkelerde televizyonun yaygınlaşmasından sonra, öncesi ve sonrası olarak bilhassa kız çocukları üzerinde yapılan araştırmalar medyanın bu konudaki etkisini kanıtlıyor. Medyada dayatılan algı ile yeme bozukluğu geliştiren, bedenleri ile barışamayan kız çocuklarının sayısı artıyor.

“İdeal beden” dediğimiz zaman, çok dallı budaklı, birçok etken ile oluşan ve bozulabilen bir algıdan bahsediyoruz. Benim şahsi görüşüm bunun bir yanılsama olduğu üzerine, ancak bunun bir yanılsama olması, gerçekliğini ve bir tahakküm biçimi olduğunu değiştirmiyor.’

Selime Büyükgöze

Selime Büyükgöze, feminist.

‘Her adımımızda feminist mücadeleye, feminist söze ihtiyacımız var’ şiarıyla yola çıkan Çatlak Zemin’de yazılarını takip edebilirsiniz.

İdeal beden denildiğinde akla gelen, erkek egemen sistemin dayattığı güzellik algısı ile örtüşüyor ve kadınların bedeninin nasıl olması gerektiği erkekler tarafından tarif ediliyor. Bu beden ince, narin, her daim güzel. Kırışıksız, selülitsiz, yağsız, kılsız yani neredeyse hiçbir kadının sahip olmadığı ama sahip olmak için her daim çaba göstermesi gereken bir beden. Ulaşılamayan bu ideallikten geriye kadınlara utanç ve kendini sevmeme kalıyor. Kadınlara dayatılan ideal beden tartışıldığında daha az akla gelen ise bu bedenin aynı zamanda hareketsiz olması. “Oturmasını kalkmasını bilmesi gereken” kadın bedeni koşmamalı, atlamamalı, zıplamamalı. Hatta sokaklarda başı boş yürümemeli.

İdeal beden nasıl gerçekten ideal olur diye düşünmem gerektiğinde her kadının kendi bedenini sevdiği, dilediğince atlayıp zıpladığı bir ideallik tahayyül ediyorum.

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nden bir döviz özetliyor: Bir kadının kendini sevmesi devrimdir!

AYBALA ARSLANTÜRK

İSTANBUL, MART 2017

Body Positive Movement Nedir?

Body Positive Movement, dilimize ‘Beden Olumlama Hareketi’ olarak girdi. Basitçe tanımlarsak; bireylerin bedenlerini ‘her haliyle’ onaylamasını, tek bir ideal beden tipi olmadığını temel alan feminist bir harekettir. Beden olumlama hareketi tüm vücut şekilleri ve boyutlarını kapsayıcıdır. Aklınıza gelebilecek her ‘öteki’ vücut, tam da bu hareketin dokunmak istediğidir.

tumblr_nhu9gvao3m1qgr4nbo1_250

Beden olumlama aklınıza sakın sadece büyük beden mankenleri getirmesin, çünkü mesele o kadar basit değil. ‘Sağlıklı vücut’ tanımı yapılırken ince bedenler, ‘güzellik’ tanımı yapılırken kiraz dudaklardan öteye gidemeyen zihniyetin karşısında; engelli, kıllı, trans, zayıf, lekeli, şişman -ve daha çok tanım- bireyler  ‘her bir zerremizle varız, buradayız’ diyor.

*Türkiye’de feminist hareket içinde henüz kendini beden olumlama aktivisti olarak tanımlayan yok, fakat örgütlenmelerde ve sosyal medyada ‘kimseye ideal güzellik borcumuz yok’ cümlesi tam anlamıyla benimsendiğinde hareket aktivistlerini de yaratacaktır.

Okumaya devam et “Body Positive Movement Nedir?”